güneşli pencere

“Güneş girmeyen eve doktor girer.” Çocukluğumdan kalan, zihnime kazınmış, sevimsiz, hatta tehditkar bir cümle. Aklımdan “ee o zaman güneş girmeyen ev olmaz, olmamalı bu durumda” gibi saf çıkarımlar geçtiğini hatırlıyorum.  Nedense bayağı takılmıştı kafama zamanında. Hala sormak geliyor içimden bazen “acaba müteahhitler, mimarlar, inşaat mühendisleri vb bilmiyor mu bu kuralı?” Doğru ya? Bilseler bodrum 1, […]

İstiklal’di, artık mazi!

İstanbul, bin bir suratlı ilginç bir şehir. Belki altyapısından dolayı çocukla çocuk, emekliyle emekli, hastayla hasta, engelliyle engelli olamıyor pek ama… Yüzeyine usta ellerle yüzlerce fasat kesilmiş dev bir pırlanta gibi hemen hepimize yarenlik etmeyi başarıyor. Zenginle zengin olup boğazdan geçerken yalı beğeniyor, hali vakti yerinde olmayanla birlikte simit ısırıyor ucuz ince belliye bandırıp. Çılgınla […]

varolmanın dayanılmaz suçluluğu

Askıdan ekmek alıyor insanlar. Belki rüyada bile karınları tam doymuyor, kaymaklı ayva tatlısına uzanan elleri havada kalıyor. Enkazın başında bir umut sevdiklerini bekledi insanlar İzmir’de. Yaralar açık, giden gitti, yürekler yangın yeri. Yarın öbür gün bin beterinin İstanbul’da olacağını herkes biliyor. Korkuyla bekliyor milyonlar ya da bastırmaya çalışıyor bu fikri çünkü elden pek bir şey […]

deveye aranan diken

Dünyada sağ, popülist politikacılar bir süredir revaçta. Sanmam ama acaba hiç tanıdığınız var mı aralarında? Kaçını sayabilirsiniz bir solukta bilemem ama bu tür liderlerin sayısı az da değil. Sanki toplama kampları insanlar için değil elmalar içindi! Sanki bir tek onların utancı bütün insanlık tarihine yetmedi!  Ve bayanlar baylar, merdivenden kayanlar: Devran döndü yine benzer kafatasçı […]

bebekler önce kadınların

Doğa ana kadınları ana yapmış, adamları değil! Rahim ve memeler kadınların. Onlarla bebekleri önce yapıyorlar sonra da karınlarını doyuruyorlar. Bu arada adamların da büyük katkısı oluyor tabii. Onlar da bebek yapmak için gereken 46 kromozomdan 23 tanesini hiç düşünmeden çıkarıp veriyor.  Sonra fırındaki kek misali bebek büyüyor kadının karnında. Evi kakao, tarçın ya da vanilya […]

On bir yıl, bir bina

Nişantaşı sanki bizimdi. Sabahları derse geç kalmamak için gri lacivert üniformalarımız ve renkli sırt çantalarımızla caddelerde depar atardık. İhtimal, üstünkörü yıkanmış suratlarla, süklüm püklüm bir halde geç kâğıdı alıp sırana çöktün mü tamam, gerisi kolay. Çalışkanlar, akıllılar çoktan derse yoğunlaşmış, şöyle bir omuz üstünden sana bakarlar. Bakışları değdiği yeri yakar çünkü gözler çakmak çakmak öğrenme […]

İzmir, yaralı kumru

Depremi yaşamamış birine depremi anlatamazsın. Bir zamanlar birilerinin içinde uyuduğu, uyandığı, akşam olunca evim diye döndüğü binaların saniyeler içinde nasıl tost makinesinde bastırılmış gibi dümdüz kalakaldığını… Ve tam yanındaki binanın bana mısın demeden sapsağlam ayakta kaldığını kendi gözleriyle görmeyen birine izah edemezsin. Yıkıntılar arasında öbür teki kaybolmuş çocuk ayakkabısını, başı kopmuş oyuncak bebeği veya etrafa […]

portakaldaki vitaminden yıldızlara

“Bu kadar uzun süren yas mı olurmuş; ölenle ölen bu insanları da hiç anlamıyorum” diyor ya bazı insanlar. Ben de onları anlamıyorum. Cidden! Onlar gerçekten insan mı yoksa filmlerdeki insansılardan biri mi, onu bile anlayamıyorum. Gerçekten! Ekmeğini adilce kırıp bölüşerek, gülüşerek yemeyi zaten çoktan “ay inşallah bir gün” listesinden “çok zor be hocam” kategorisine geçirtmişlerdi. […]

düzen (hem isim hem fiil)

Arkadaşım aradı. Dertli, hem de ne dertli. Konuşamıyor bile. Sesi kırılmış. Onuru ve maneviyatı da… Nefesi dar. Bana iki kelime edip derdini anlatmaya kalksa durup soluklanıyor. Bir eli kalbinin üstüne konuyor; kalkıyor, tekrar konuyor. Eli ana, kalbi yavru kuş. Sanki onu yuvasında ve sakin tutmaya çalışıyor. Yüreği, yerini sevmeyen ve ama uzağa gidemeyen ürkek bir […]

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön