İçimde Kalacağına

gözleriyle gülen adama veda

Bazı şeylerin yarımı, çeyreği, azı çoğu olmuyor. Ekmek değil ki yarısını koparasın ya da çiçek değil bir tanesiyle papatya falı bakasın. Nasıl yarım hamilelik olmuyor, hiçbir bebek yarım doğmuyor, öyle bir şey işte!

Buna rağmen telefon gelince “nasıl yani tamamen mi ölmüş?” demek geldi içimden. O canım adam gitmiş yani. Hepten gitmiş yani, bütünüyle, hop diye öyle mi? Sonra üzüldüm, kızdım, dolandım evin içinde. Üç beş kere kendimi evin bir köşesinde öylece oturmuş, donmuş, nefes almaktan başka hiçbir şey yapmaz halde buldum.  Şalter atmış, kalmışım öylece. Sonra dedim kendime “olmaz böyle, kalk kalk!” kalktım güç bela, ayakları sürüye sürüye. Yürüyorum koridordan odaya, yetmedi odanın içinde duvardan duvara, güya bir yere gidiyorum, bilmiyorum kimi kandırıyorum.  Bir şeylerle oyalamaya çalıştım elimi, zihnimi. 

İçimde Kalacağına

Sonra içimdeki sıkıntı büyüyerek geri geldi. Sıkıntı var ama ne olduğunu öyle bir bastırmışım ki cismi var ismi yok. Kendi kendimi “bu derdimizi olsa olsa O çözer” derken buluyorum. Bunu dediğimi yakalar yakalamaz başımdan aşağıya kaynar sular dökülüyor. Çünkü daha birkaç dakika evvel düşünüp gözyaşı döktüğüm şeyin ne olduğunu hatırlıyorum birdenbire: “Çözemez. Bu derdimizi O bile çözemez. Çünkü derdimiz ölüm. Ve ölen de O’nun ta kendisi! “

Ben bunu nasıl unuttum? Tam onun ne harika bir insan olduğuyla ilgili düşünmeye başlıyorum, aklımdan yüreklendirici gülümsemesi geçiyor, hep yardıma uzanan yüreği, elleri… Sonra sakinler gibi oluyorum ve aniden sevgili eşini yeniden aramak geliyor içimden. Aklımdan geçeni dinliyorum. Sormak istediğim soru dünyanın en salakça sorusu: “Durum hala aynı mı?” O soruyu sormayı samimiyetle isteyen inkarperest yanıma avaz avaza çatasım geliyor. Gel gör ki gözleri dolu dolu, toyluğuna veriyorum.

SOLO AĞITLAR

Ardından küt kendimi yine aynı döngünün içinde buluyorum: Bastırma. Hatırlama. Üzülme. Bastırma. Hatırlama. Üzülme… Bir değil üç beş bozuk plak çalıyor zihnimde. Zihnimde ayrı, ruhumda, kalbimde, hepsi ayrı ayrı… Beraber ve solo ağıtlar!

Zaman geçiyor aradan. Ne kadar zaman geçiyor? En son ne zaman yemiştim? Günlerden ne? Yıkandım mıydı ben? Düşünüyorum bunları. Hayret ama gayet mantıklı cevaplar da veriyorum kendime. Sonra ne oluyorsa oluyor. Yine kayış hepten kopuyor. Ve aradan saatler geçince bakıyorum, bir köşeye oturmuşum, gözleri dikmişim boşluğa. Ve nefes almaktan başka hiçbir şey yapmıyorum.

Ama zaten bütün mesele o: Ben nefes alıyorum. Ama o artık almıyor. Hiç almıyor. Azıcık bile almıyor!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: