Fotoğraf: Engin Akyurt

aynı şarkı

Bu aralar nedense eski Sezen Aksu albümlerini dinleyip duruyorum. Galiba daha sade zamanların sesiydi o şarkılar. İhtimal ki dünya daha yavaş dönüyordu. Belki insanlar daha olduğu gibiydi, ben daha az yaralı… Niye bilmiyorum ama dönüp dönüp Sezen’in incelikli kelimelerine koşarken buluyorum kendimi.

Hatta bazen “kimse Türkçe şarkı sözü yazmaya kalkmasın. Zaten Sezen, yazılacak tek anlamlı satır bırakmamış şarkı sözü yazarlarına” diyesim geliyor. Ama sonra diğer devleri hatırlıyorum: Çiğdem Talu, Aysel Gürel, Barış Manço, Meral Okay, Mehmet Teoman, Pakize Barışta diye başlayıp liste uzadıkça uzuyor. İyi ki deyip susuyorum.

Nedeni her ne ise işte… Sezen’in eski şarkılarını çalıyorum arka arkaya, eski fotoğraf albümlerini karıştırır gibi sırayla… Arada unuttuklarım çıkıyor ve fazlasıyla aşina olduğum birçokları. An geliyor birlikte söylüyoruz, an geliyor bir şarkı bitiyor ve anılar başlıyor.

Bazı melodilerde gülümsüyorum, hatta bazısında beni bir gülme tutuyor… Gülüyorum çünkü zamanında derin derin iç çekerek rıhtım kenarlarında dikilip gözlerimi uzak denizlere dikerek dinlediğim bir şarkı erişiyor kulağıma. Bir zamanlar ondan anladıklarımı düşünüyorum. Daha doğrusu anladığımı sandıklarımı… Nasıl da cüce kalmış meğer anlatılana kıyasla kısacık ömrümün izin verdiği kadarıyla anladığım… Sanki ben büyüdükçe o kelimeler de büyüyor, anlamları derinleşip zenginleşiyor. Anladıkça bir garip oluyorum.

Elemli ezgileri ayrı alemli ezgileri ayrı dokunuyor bana! “İzmir’in Kızları”nı dinliyorum “İzmir kızı mı yaman İzmir gelini mi” diye kendimle şakalaşıyorum. “Kalbim Ege’de Kaldı” dinliyorum, evi toprağı, mezarı başka kıyıda kalan atalarım analarım geliyor aklıma, buruluyorum. “Ada Vapuru” ile Burgaz’a doğru dalgaları aşmaya başlıyorum. “Dansöz Dünya” başlayınca “şimdilerde daha da çok kırıtıyor herkes. O kadar ki bu kıvırmalarla dünya yörüngesinden çıkacak” diye söyleniyorum.

Amaaa “Yine mi Çiçek” başladı mı, hah, işte orada duruyorum! Benim de masa kurasım, topik yapasım, Müzeyyen abla açasım, birilerini çağırasım geliyor. O zaman da “teknolojiye hakim olan para babaları bir kere de bizim hayrımıza bir şey yapsaydı ama ner’deee!’ diye içleniyorum. Sorsalardı bana “tam olarak ne isterdin?” Ya da Cem Yılmaz’ın deyişiyle “Ne vereyim ablama?” deselerdi…

Çilingir sofrası ışınlanma teknolojisi isterdim. Dünyanın neresinde olursak olalım bir çilingir sofrasında buluşmak üzere sözleşelim ve oraya kazasız belasız ışınlanıverelim isterdim. Dostu, neşesi, müziği, mezesi, içkisi bol bir masa isterdim. Nevizade şart değildir ya da Asmalı ne de Boğaz… Bir yazlığın arka bahçesi ya da büyük bir balkon da kabulüm.

Olaylar şöyle gelişiyor: Sözleşiyoruz, buluşuyoruz ve paylaşıyoruz. Hop kendi evimizin oturma odasındaydık hop ışınlanıp bir araya geliyoruz. Öyle sanal manal değil, kanlı canlı! Dokunuyoruz, koku alıyoruz, tat alıyoruz, duyuyoruz, görüyoruz. Şaka değil, gerçekten yan yanayız! Şarkı söylerken seslerimizin birleştiğini duyabiliyoruz. Tadına baksın diye soğumadan paçangadan bir parça kesip yanımızdakine verebiliyoruz. Kadeh tokuşturabiliyoruz. Karşımızdakine yaklaşıp “Seni iyi gördüm, özlemişim” diyebiliyoruz. Sarılabiliyoruz, konuşabiliyoruz nefeslerimiz yan yanayken. Aramıza, gidecek masası olmayan ama olsun isteyen konuklar da alıyoruz arada. Seçmeden yalnız kalmışlara, daha yeni terkedilmişlere, gurbettekilere, vakti azalmışlara, her daim içlilere öncelik veriyoruz…

Benim hayalim de bu! En azından hayallerimden bir tanesi! Daha yazmaya başlamadan “ben yazayım, ne yazacağını ben biliyorum, dur ben yazayım” diye öne atlayan… Leblebi demeden leblebiyi anlarım sanıp hipotezi kereviz sanan bir teknoloji yerine çilingir sofrası ışınlanma teknolojisi istiyorum. Hem de tez zamanda istiyorum, can benim değil mi! İstiyorum ki mutlu sofralar kuralım, Sezen’den bir şeyler çalalım ve neler kaçırdığımıza dertlenirken her şeyi kaçırdığımız bir hayat yaşamayı bırakalım! Aramızda teknolojiden anlayanlar varsa bu işe bir el atabilir mi n’olur? Geri kalanlarımız zaten konuyu biliyor. Ve fonda yine aynı şarkı dönmeye başlıyor.

Yine mi Çiçek

Söz: Meral Okay              Beste: Ara Dinkjian               Düzenleme: Ara Dinkjian

Yorumlayanlar: Ayşegül Aykaç & Tolgahan Çoğulu

Yazı fotoğraf: Engin Akyurt

Bir süre önce can dostum, “yazsana” dedi yine; “yine yazsana!” Her şey öyle başladı zaten...
Yazı oluşturuldu 275

aynı şarkı” üzerine 0 görüş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön