Son yıllarda filtre pek bir moda! Kusurlarımızı gizleyip en iyi yanlarımızı ortaya çıkaran pozlar veriyoruz, popüler kültür ve magazin mecralarından başarıyla öğrendiğimiz gibi aynı. Sonra o yetmiyor gibi üstüne de filtreleri güzelce basıyoruz… Saçlar pırıl pırıl, ten pürüzsüz, gözler ışıl ışıl, göbekler dümdüz! Özene bezene yaratılmış gibiyiz hepimiz. Ama sanki biraz da karbon kağıdından çıkmış […]
silgisiz resim
Dün gibi aklımda: On yaşlarındayım, okulda, dersteyiz. Öğretmen durup dururken “Hayat silgi kullanmadan resim yapma sanatıdır” deyiverdi. Nasıl yani, bu ciddi bir laf, böyle şapadanak söylenecek şey mi? Donup kaldığımı hatırlıyorum oturduğum yerde! Kafamda deli sorular, çözüm arayışları daha doğrusu çırpınışları… Anladığım kadarıyla yaşıyoruz, yaşarken resim yapıyoruz, bir şeyi yanlış yaparsak yani kötü çizersek onu […]
yaslan arkana
Varsay ki hafta bitmiş ama seni de bitirmiş. İş güçle cebelleşmekten günler nasıl aktı bilemeden, zamana karşı savaştan sonra zafer anlamına gelen cuma günü mesai bitimini bulmuşsun nihayet. Bütün vücudu saatlerdir koşmaktan sızım sızım sızlayan bir koşucunun bitiş çizgisindeki hali gibi yorgun ama gururlusun. Kısa da olsa bir şey izleyeyim, bir bölüm komedi dizisi mesela […]
taş bebek
Müze gibi evler, uçak gibi arabalar… Ve hatta biblo gibi bebekler, taş bebek gibi insanlar… Örnekler neredeyse sonsuz ve çoğu ulaşılması hedeflenenleri simgeliyor. Dahası “ideal”i betimliyor. Yani sadece “zenginliğin” ve “başarının” değil aynı zamanda arzulanması şart olan “kusursuz güzelliğin” tanımı bunlar. “Yolun bu” diyor adeta, “işte bu istikamette uzun adım git şimdi” diyor! Oysa düşünüyorum […]
bir lokma bir hırka
Malum, zihin dolu, vücut yorgun olunca en ufacık karar ya da plan değişikliği bile hak ettiğinden çok enerji gerektirebiliyor bazen. Duygusal yükler birer elektrik kaçağı gibi ruhun yaşam enerjisini emebiliyor…
canavar
Can dostumun filizi, manevi yeğenim, bidicikken canavara “cavanar” derdi: Yatağın altına saklanan, perdenin arkasından gözetleyen, gardırobun içinde pusuya yatan, özellikle de gecenin karanlık sessizliğinde sinsice bekleyen cavanar! Canavar, çocukluğumuzun kabuslarından biriydi. Sonra büyüdük hepimiz, “hakikatle” yüzleşip birer yetişkin olduk. Ve tam da bu nedenle, çoğumuz mutsuz olduk! Çünkü zaman, çoğumuzun içindeki saf masumiyeti ve korkmadan […]
özgürlük kokusu
Meselenin daha da derinine inince zihnimin içinde, her ne kadar kokuların hiyerarşisine inanmasam da sevdiğim her yerin kokusunda ortak bir yan olduğunu seziyorum. Adını koymak zor ama sanırım bu özgürlük, özgürlüğün kokusu… Var mı o koku yok mu? Bence en önemlisi bu!
