Hep kaçırdığın gözlerinden okuyorum son günlerde vazgeçtiğini, odadaki en uzak köşede süren sessizliğinden… Sesin çalındı mı yoksa kendin mi sakladın onu beş kat yorganın altına, merak ediyorum.
Sana seni anladığımı hatta aynı talan edilmiş masada az ileride oturduğumu söyleyecek olsam… Başını döndürüp bakacak ya da kulak verecek dermanın var mı?
Gözlerini yakalasam, sakin bir sohbet başlasa sonra ve laf lafı açsa: Senin kaç kaşığına taş çıktı? Kaç bavulun halen yolunu arıyor? Kaç duvar kapandı üstüne? Kaç avuç yaşama sevincin kaldı? Anlatsan…
Bana gelince sıra, ben de döksem içimi korkutmadan: Kaç masalımın sonu kötü bitti? Kaç cici elbisem yırtıldı? Kaç sokak çekildi ayaklarımın altından? Kaç avuç yaşama sevincim kaldı? Ya da kaldı mı?
Tüm bunları evirip çevirirken kafamda bir bakıyorum ki kalkmışsın. Kapının kolu elinde, diğer elin cebinde, ceketinin yakasını yukarıya kaldırmışsın… Bu halinle dışarıdaki borana o anda olabileceğin kadar hazırsın.
“Konuşma şansımız olsaydı keşke” diye geçiriyorum içimden arkandan bakarken. Kendime o ihtimalin kapıdan çıkmak üzere olduğunu ama henüz gözden kaybolmadığını anımsatıyorum. Yıldız kaymış da kuyruğundaki dileğe tutunmuşum gibi hızlıca toparlanıyorum. Şimdi o önde ben arkada boş bir sokakta yürüyoruz. Hayatım boyunca yaptığım gibi adım atmak için doğru zamanın gelmesini bekliyorum.

Merhaba, sizi yeni keşfettim. Bir kaç yazınızı okudum ve çok beğendim. Sanırım artık buralara daha sık uğrayacağım. Bir selam vermek istedim ^^
Eylüle yeni bir yazı dostluğu ihtimaliyle başlamak ne güzel… Bekleyeceğim Mustafa Bey 🙂
Yazını okurken aklıma cheers darlin şarkısı ve o meşhur bar hikayesi geldi.
Ne kadar ilginç bağlantılar kuruyor insan zihni. Yazdıklarımın sana beğendiğim bir şarkıyı anımsatması hoşuma gitti.
Söz konusu benim zihnim olunca pek de şaşılası değil bence. 🙂 Bir keresinde rüyamda Anthony Hopkins beni ziyaret etmek için Adana’ya gelmişti, onu gezdiriyordum. Bir keresinde de boş bir binada Fazıl Say’a denk gelmiştim. Yanımda birkaç arkadaşım daha vardı. “Abi Beatles’tan let It be çalar mısın” demiştim.
Kısacası neyi ne zaman ne ile bağdaştırdığımı henüz ben de anlamadım. 🙂
Çaldı mı peki?
Şaka bir yana, ne kadar renkli rüyalar ve çağrışımların varmış.
İnan hatırlamıyorum 😃 sadece öyle bir istekte bulunmuştum.
O zaman sevgili yazı dostumuz Çıplak Yazar için gelsin değerli dinleyiciler: Beatles’ın efsanevi şarkısı Let It Be, Fazıl Say’ın özgün yorumuyla sizlerle!
Eylül, ekim, kasım… Aylar hızla geçiyor. Yeni yazı/yazılar gelmiyor. Suskunluğunuz hayra çıksın inşallah. 🙃
Merhabalar, uğramanıza sevindim. Suyun bu tarafında herşey yolunda, dilerim siz de iyisinizdir.