İçimde Kalacağına

buralar hep dutluk kalsın

Yıldız Tozuvar

Ben Yıldız Tozuvar
Hayali bir kahramanım…

Buraya saklandım çünkü dışarıda hayalleri çalan bir dünya var.
Ama yine de…
Herkesin bir ada gibi yalnız başına yaşadığı devirde, takım yıldızlarını bile gülümsetecek kalabalık bir neşeyle yaşayasım var.
Senin?

doğru zaman

Hep kaçırdığın gözlerinden okuyorum son günlerde  vazgeçtiğini, odadaki en uzak köşede süren sessizliğinden… Sesin çalındı mı yoksa kendin mi sakladın onu beş kat yorganın altına, merak ediyorum. Sana seni anladığımı hatta aynı talan edilmiş masada az ileride oturduğumu söyleyecek olsam… Başını döndürüp bakacak ya da kulak verecek dermanın var mı? Gözlerini yakalasam, sakin bir sohbet…

küsmüşle vazgeçmiş

Hevesi darbe almamış kız çocuğu, Bale yaptığı inancıyla neşe içinde dönüp sıçrayan. Dudaklarından doğarak odayı ısıtan güneşli bir gülümseme, Uzaklarda saklanan kaygısızlığımızı anımsatan. Küçük kızdan yayılan o yumuşak sıcaklıktı, İçimdeki küsmüşle vazgeçmişi uyandıran! İstiyorum küçük kızın korkusuzluğundan!

gıcır gıcır

Hızlı hızlı yürüyordun, gri gün siyah bir geceye dönüşürken aceleyle. Sokaklar ıssızlaşıyorken ve kıl gibi sinsi yağmur, tanelerini giderek daha çok doldurup ardı ardına yollarken üstüne, koşarcasına yürüyordun. Sevmediğin bir muhitti, pek güvende hissetmediğin bir yerdi. Buralarda bir kadın olmak, aniden bir apartman kuytusuna çekilebilme ihtimaliydi. Gölgelerin dost olmadığını bilerek, az ilerde bir kapının sertçe…

mutlu ve huzurlu

İnsanın kaygıyı zihninde habire evirip çevirmesi bir kedinin köşede bulduğu topun peşinde kendini kaybetmesi gibi! Önce inceden kendini hissettiren bir merakla… Sonra onu kendine iş edinerek, inatla. Durmadan dinlenmeden usanıp ara vermeden, onu adeta yaşamının odağı haline getirerek… Diğer her şeyin zamanla silikleşip fon halini almasını umursamadan seyrederek… Kaygılanmak! Ensende kaynayan sıcak bir telaşla! Bu,…

ilk görüşte aşk

Geçen sene bu zamanlardı. Çocukluğumun huzurlu bahçesinde, kuytu bir köşesinde hala yaşayan limon ağacı aklıma düşmüştü. İnanmazsın, aklıma düştüğü yetmemiş gibi bir de karşıma dikilivermişti. Gittiğim yapı mağazasında, indirimdeki fidanların arasına sıkışmış kocaman bir saksıda belirivermişti… Bazı insan yaşatamayacağından korktuğu için çiçek almaz, alamaz ya! Aynı o hesap, ben de fidan almayı aklına bile getiremeyenlerdenim.…

yıl sonu

Yıl sonu, hafta sonuna benzer bir his uyandırıyor bende. Tabii birkaç gömlek büyüğü! Sanki yıl bitmeyen bir haftaymış! Nasıl olduysa nihayet uzuuun cuma günü mesai sonu gelmiş çatmış ya da senenin son ders zili çalmış gibi! Mutluyuz çünkü nihayet özgürüz ama bir o kadar da yorgunuz çünkü ne zamandır affedersin at gibi koşturuyoruz! İşte öyle…

kanayan çivi

Mırıldanarak akan, kendi halinde bir derenin içine oturmuş koca bir taş yokluğun… Her zaman billur ve sakin değil su yine de bir şekilde yuvarlanıp gidiyor. Taş yosun tutuyor tutmasına ama ne güneşle uyuyup uyanıyor ne de zamanla ufalıyor. Diyemem ki tahta bir sopaya saplı bir çivi yokluğun hem bana zarar hem dokunana batar. Sana hiç…

yol şarkıları

İlk gençliğimde ne çok şeye kızardım. Hem de ne acayip şeylere ve ne kadar sık! Mesela insanların macera yaşamaya özenip macera filmleri izlemekle yetinmesine kızardım. Bir şeyi yapmayı çok isteyip yapmak yerine içlerinde ukde haline getirmelerine kızardım. Olasılıklar yerine olanaksızlıkları gözlerinde büyütmelerine kızardım. Yola çıkmayı dilerken yol şarkıları dinlemekten ileri gidememelerine kızardım! Sinirden kızarana kadar…

istiyorum

Az önce güneşin ilk ışıklarıyla uyanmış perdeleri kenara çekerek yeni güne başlarken içinden neler geçiyor? Pencereden bakarken gördüğün, geçmiş savaşçıların hayaletleriyle dolu bir muharebe alanı mı yoksa çiçek dersen çiçek, ağaç dersen ağaç, bostan dersen bostan olabilecek kudrette bir toprak parçası mı? Eski yeni yenilgiler ve olası zaferler mi esir alacak hayatımızı, onlara izin verirsek?…

bir taneciksin

Bugün doğum günüm. Yeni yaşıma Atlantik’in bu tarafında giriyorum. Öyle alışılageldiği için zorla eğlenilen kutlamalar yerine sakin ve dingin bir gün diliyorum kendime. Mümkünse, o huzurun, kalan zamanım ne kadarsa ona da yayılmasını… Burada yasal içki içme yaşı 21 olduğundan arkadaşıma “nihayet 21 oldum, kanunlara uygun olarak kafayı çekebileceğim” diye takıldım dün. “21 yaşında olmayı…

acı dili

Geçenlerde, hiç tanımadığım birine cesaretimi toplayıp gerçeği söyledim. İçimden bir ses çabamın boşuna olduğunu söylüyordu. Bir diğer iç sesim “istediğin kadar çabala, seni dinlemeyecek, sözlerinin doğru olduğuna inanmayacak” diye müstehzi bir gülümsemeyle yaptığıma burun kıvırıyordu. Rasyonel aklım “hiç bulaşma, sonucunu biliyorsun. Malum, daha önce de denemiştin” diyordu. Ama hatırladım ki “vicdanımadır hesabım”, o yüzden gerçeği…

püfür püfür bahar

Eriyip yok olmaya can attığından sönük sarı bir ışığa razı, eskimiş kar topakları gibi aynı kalbim, ufacık bir insani yakınlaşma anında çözülmeye hazır diyebilirim! Tanımadığım biri bile biraz tereddütle de olsa yanıma yaklaşsa, hele kazara gülümsese, bende o anda bütün duvarlar inleyerek yıkılacak, bütün bulutlar fora olacak eminim! Neyse ki bugün Aziz Brigid Günü yani…

tek kişilik vuslat

Çocukluğumun dertsiz akşamüstlerinin kokusuydu limon çiçeği… Çenelerden kıkırdayarak akan ballı karpuz damlaları ve ayak bileklerine dolanan pofidik kedilerin mırıltıları boldu hayatımızda. Gel gör ki insan yaşamında pek az duygu yalnız, pek az an tek bir hissin etkisi altında… O zamanlarda da güneşte uçuşan tozlarla dolu sarı odalara sinmiş sessiz bir yalnızlık vardı. Yavaşlayan zaman yüzünden…

renk körü

Bu aralar boyalara kaptırdım kendimi, hem de ne kaptırmak! Bir aşçının taze meyve sebzeler içinde kendini kaybetmesi gibi ya da şarap imalatçısının asma bahçelerinde, ben de boyalar arasında zamandan kopuyorum adeta. Oysa kısa süren soyut resim denemelerim dışında renkler, boyalar ilgimi çekmedi pek şimdiye dek. Biliyorum ki her şey bu eve taşınmakla başladı: Olanı daha…

sakın korkma

Korkunca ne yapar insan? Yangın ya da ya kaza anında mesela: Olduğu yerden kaçamıyorsa neredeyse oraya çömelir, kapladığı yeri azaltır. Ufalır! Çocukken karanlıktan korkuyorsa yorganın altında büzülerek saklanır. Sadece bedenimizi değil aynı zamanda zihnimizi de küçülten birer cendere korku ve kaygı. Onunla karşılaşınca insan bazen bir cenin gibi yuvarlanıp kıvrılarak cüssesini elinden geldiğince minicik yapar.…

-mış gibi

İyi olmasını çok ama çok istediğim haberi beklemiyormuşum. Bir aksilik olur da kötü çıkarsa sonu, işte o zaman dünya başıma yıkılır gibi hissetmiyormuşum. İlkbaharmış, hem de halis muhlis, zerre hüzün bulaşmamış. Uzak bir yabani çiçek tarlası varmış. Sırtımı dayamışım toprağın halden anlar göğsüne orada, uzanmışım. Bir arı gelip vızlamış başımda. Meraklı gözlerle onu izlerken dilini…

landöşe kokusu

Bugün benim için tarihe geçesi bir gün… Dünyayı küçülten, zamanı sonsuza uzatırken beni kişisel tarihimin sevdiğim anlarına götüren bir kutu var kucağımda. Onu görmem, görsem de gözlerime inanmayı reddetmem… Ben inansam mı diye düşünürken ya başkası gelir alırsa diye hemen sepete atıp kasaya yönelmem, hepsi topu topu saniyeler aldı. Şimdi arabadayım, araba otoparkta, otopark sarı…

delice: özgür zeytin

OKendiniBilir için… Bu sabah deliceler üzerine sohbet ettim. Konuşma bitse de içimdeki yankıları bitmedi. Onlar apansız çıkan imbatla azıp çoğalarak aklımda dolaştıkça o çağrışımlara direnip zaman kaybetmek yerine hemen kâğıda kaleme teslim olup yazmaya karar verdim. Oysa bugün ne kadar dar zamanım ve ne bol uğraşacak işim… Delice, köylülerin kendiliğinden biten yabani zeytin ağaçlarına verdiği…

dalga dalga

Senin de başına geliyor mu bilmem! Ne zaman bir şey yapmayı ya da bir yere gitmeyi çok ama çok istesem garip bir şey oluyor: Sanki bu düşünce zihnimde belirdiği anda benliğimin bir kısmı önden koşup bir an önce gelmesini istediğim o ana ışınlanıyor ve tüm gücüyle orada ilk gördüğüne tutunuyor. O andan itibaren de ben…

ağaç kökleri

“Ağaç değilsin ki, kullan ayaklarını!” Bu sözü nerede duydum, bir filmde ya da romanda mı geçiyordu. Kim kime, ne konuda nasihat ediyordu, orasını çıkaramıyorum. Ama biliyorum ki dünyayı anlama ve yolumu bulma çabamda anlamlı bir tavsiye bu! Cesaret verici ama eksik! Ve her genelleme gibi herkese göre değil. Ayaklar ve kökler, seçimler ve sonuçlar arasında…

sarışın kedim

Benim bir kedim var. Sarışın ve şımarık! Günün 18 saatini uyuyarak geçiren ve geri kalan altı saatte de “çok uykum geldi, zaten günlerdir bir türlü uykumu alamıyorum” dercesine ha bire esneyen bir nevi tüylü insan kendisi! Zaman zaman sinir olmuyor değilim kedi adamın kendine hak gördüklerine: Evin en yumuşak battaniyesini ve en konforlu yastığını kap,…

deli gömleği

“Sanat aslında bir başkaldırı… İçine doğduğunuz şartlara, koşullara karşı bir direniş… İçsel bir direniş… İçten gelen bir direniş…” Balkan Naci İslimyeli

iyi bilgeler

İçimde, bu yazıyı okuyan bazı insanların yüzünde müstehzi bir ifade belirecek ve akıllarından “ne yani, dünyayı Şirinler Köyü mü sanıyor bu?” benzeri sorular geçecek gibi bir his var. Olsun, sağlık olsun. Arada o da lazım… Ve başlıyorum: İçimde adını yeni koyduğum ama içeriğini ne zamandır aklımda evirip çevirip durduğum bir dilek var. Biraz dilek, biraz…

diren fidan

Ekip dikmedim önceden pek. Ama geçenlerde heves ettim bir fidan aldım. Toprağın ve havanın huyundan suyundan anlamam. O yüzden düldülümün bagajını tamamen…

hassas kalpler ülkesi

Bugün hayaller üzerine düşünüyorum, işim yok başka yapacak nasıl olsa! Çünkü belki söylemişimdir, benim evde kıyafetlerin huyudur, hepsi kendi başına yıkanır, kurur. Sonra kendi kanatlarıyla uçup yerlerine yerleşir. Hele o beyaz gömleklerin martı gibi pike yaparak gardıroba girişine görmeyen inanmaz. Yemek desen aynı, mutfak günde iki öğün, üçer kap yemek çıkarır kendiliğinden. Hem de bir…

kış güneşi

Azıcık kış güneşi buldum pervazda. Hiç durur muyum? Hemen çektim polar bir eşofman altıma, üstüne de iki kalın yün hırka. Battaniyeyi de kaptım, hop dakikalar içinde kuruldum güneşin karşısına… Her gün güneş ışığı almak lazımmış diye duydum. Bunu söyleyen kişi, çıplak gözle güneşe bakıp ışıklarını içmemizi tavsiye etti. Hava üç dört derece, güneş de bu…

hayaller hayaller

Bu dünyaya bir şifacı lazım. Otlar mı toplayıp karar, buğular mı tüttürür dağların boyu kadar… Önce yüzünü mü boyar, rüyaya mı yatar… Yoksa diğer şifacı kız ve erkek kardeşlerine ortak eylem mesajı mı atar, artık orasını bilemiyorum… Ama bize bir şifacı lazım. Hem de acil tarafından! Bize bir bahçıvan lazım bir de. Yaktığımız, üstüne olur…

bir avuç yarın!

Büyüyünce cadı olmaya karar verdim. Daha ne kadar büyüyeceksin demeyin sakın, bu kez kararım kesin! Cadı olacağım ama tatlı cadı: Gücünü iyiliğe kullanan… Parçası olduğu doğanın sırlarını hatırlayan… Kudretin zehrini kendinden uzak tutan… Ve fotosentez yapanından sone yazanına her cana saygıyla yaklaşan bir cadı. Varoluşun anlamına az buçuk meraklı, delidolu ve kararlı! Hatta saplı süpürgeye…

gözyaşları

Oldum olası gözyaşlarının gücüne inandım. Onların arındırıcı ve onarıcı kudretine… Ağlamanın rahatlatan sihrine… Ağlarken o anda içi yakan ıstırabın gözlerine dimdik bakmaya inandım. Yağmuru beklemeden sokaklarda ağlayanları, sinemada saklanmadan gözyaşlarını pıtırdatanları hep içten içe alkışladım. Bu aralarsa ağlayamayanları düşünüyorum. Acısı, yüzünden yazılamamış mektupların satırları gibi harf harf dökülürken, bilinmez bir kök inançla gözyaşlarını bastıranları… Yaşayan…

şifalı nefesler

Coğrafya dersinde yanımdakiyle konuşmak yerine tahtada anlatılanı dinleyen ineklerden olduğum için zaman dilimlerinden ve iklim kuşaklarından uzun zamandır haberdarım. Ama bu gece ilk kez, tüm gezegen halkı aynı anda uykuya dalsa nasıl olurdu diye içimden geçirdim. Hepimiz aynı ısıda ve aynı zamanda buluşsaydık bu gece… Her birimiz rahat ettiğimiz bir yatakta kıvrılıp çocuklar için yapılan…

kar fırtınası

Zamanın kalbi, dönen saniye kolunun ritmiyle atıyor karşıdaki duvar saatinde. Uzun zaman aradan sonra da olsa sesini nihayet bize duyurabilmenin mutluluğu var saatçiğin içinde. Elektrikler gitti, ekranlar sustu, gürültü durdu. Ve sakinleşen evde sessizliğin sesi sonsuzluğa uzanıyor, nota olmadan yazılan bir melodinin sonsuz ihtimalleri gibi… Ama olasılıklar telaşsız… Hepsi tatlı bir huzur denizinde, her şeyin…

AyKadın

Başımda üç beş tane beyaz saç var. Bazıları “Hocam biz buraya ne ara geldik?” diye soran gözlerle kaçamak bakışlar atıyor birbirine! Daha hiç konuşmadılar! Biri, ki sanırım onda güya çaktırmadığı bir yükseklik korkusu var, ayaklanıp kafanın ucundan etrafa bakmaya niyetlendi. Yukarıdan çevresine bakınıp nerede olduğunu kestirecek ya uyanık! Bir iki kalktı, dolandı, esniyor gibi yaptı.…

inadına pıt!

İhtimal ki “arpası fazla gelmek” ifadesi, bu lafın anlamını bilmeyenleri bir anlığına duraksatıyor! “Nasıl yani?” diye düşündürtüyor: “Çok bira içen biri mi yani? Alkolik ya da sarhoş gezen mi?” veya “Bira göbeği olan bir kişi mi?” Süre doldu ve yanıt “e) hiçbiri”! Şimdi de gelelim “yeme de yanında yat” bir besinimiz olan arpanın faydalarına: Çocukluğumda pek…

“Kimseye etmem şikayet”

Uzun uzun öttürülen bir tren düdüğünü bu kadar hüzünlü yapan şey nedir? Hele geceyi yarıyorsa o ses, hiç kağıt görmemiş bir kumaş makası ipeğe dalar gibi? Neden “en efkarlı sigarayı tüttürmenin vaktidir şimdi” dedirtir insana. Hem tekinsiz ve tehlikeli, hem de gürültücü ve kederli… Nedense hep içimi üşüten seslerdendir tren düdüğü… Keza vapur düdüğü de…

unutulmayanlar

Nasıl gencim o zamanlar… Hatta ne genci, bildiğin çocuğum. Deliler gibi aşık olduğumu sanıyorum… Aşık olmak ne demek bildiğimi sanıyorum… Aşık olmanın yaşamdaki en önemli duygu ve durum olduğunu sanıyorum. Hatta sanmıyorum, daha reşit bile değilim ya, hayata dair her şeyi avucumun içi gibi biliyorum (bildiğimi sanıyorum). Artık fotoğrafı nereden buluyorum, bu karara nasıl varıyorum…

“beni toz şeker ettin hayat!”

Nereden aklıma geldi, bilmiyorum. Adeta bir anda zihnimde belirdi. Geçmiş zaman, pek fazla detay hatırlayamıyorum. Yanılmıyorsam, sevgili Ayça Şen’in kitabında geçen bir hikayeydi: Ve korkarım gerçek bir hayat hikayesiydi. Kahramanın evladı bilmediğimiz bir nedenden dolayı intihar ediyor. Evladın dedesi oğluna tek bir cümle ediyor: “Bir çocuğa sahip çıkamadın!”  Zaten yıkılmış haldeki kahramanımız, babasının bu cümlesiyle…

yaşamaya geldik, olmaya

Demir kanatlı dev kuşları uçurabildiği için mi? Koca koca binalar diktiği için mi? Soyunu doğanın sahibi sandığı için mi? Sebebini bilmem ama insan sanki neden dünyaya geldiğini hepten unuttu. Neredeyse diyeceğim, bir yarışın başlangıç noktasında başlıyoruz sanki hepimiz yaşantımıza…  Oysa doğduğumuzda varlığımıza vesile olanlar var, nemli ve yorgun gözlerle karşımızda. Bırak yarışmayı, ayakta duracak halimiz…

“deprasyon” değil o!

Oldum olası, “normal”lerle “depresif”lerin ayrı gezegenlerde yaşadığından şüphelenip dururum ama geçen gün bundan tamamen emin oldum. Hikaye kısa ama anlamı pek derin: Elimde soğuk içeceğim, arka planda neşeli bir şarkıyla üç kişilik kanepeye beş kişilik yayılarak sokakta yürüyüşe çıkmışım da biraz hava alıyormuşum edasıyla sosyal medyada turluyorum.  Bir de ne göreyim! Hayır bu gerçek olamaz!…

Blog güncellemeleri için kaydolun!

Exit mobile version