Yıl sonu, hafta sonuna benzer bir his uyandırıyor bende. Tabii birkaç gömlek büyüğü! Sanki yıl bitmeyen bir haftaymış! Nasıl olduysa nihayet uzuuun cuma günü mesai sonu gelmiş çatmış ya da senenin son ders zili çalmış gibi!
Mutluyuz çünkü nihayet özgürüz ama bir o kadar da yorgunuz çünkü ne zamandır affedersin at gibi koşturuyoruz! İşte öyle bir an! İlla da arada! Biraz eskiye boş vermiş, biraz yeniye heves etmiş… Bir yanı ay bir yanı güneş! Bir yanı ılıman bir yanı donmuş…
Üstümde öyle bir yorgunluk var ki bu uzun cumada ne uyku uyuyabiliyor ne uyanık kalabiliyorum. Öyle düşmüş ki bağışıklığım, üst dudağımdan başlayıp burnuma kadar uzanmaya çalışan uçuğa laf geçiremiyorum. Diğer yandan bakacak olursan, serde nasıl bir azim varsa artık tüm tükenmişliğimle ağır ağır bile olsa yürümeye devam ediyorum. Hazine hep bir sonraki dağın ardında ne de olsa, düşe kalka ilerliyorum.
Hani desem ki bir korku filmindeyim: Ani bir darbeyle sol kolum kopuyor yerinden, sağ elimle onu yerden alıp suç yerinden uzaklaşmaya devam ediyorum. Olacak bu ya, Kırk Haramiler masalına düşsem “sessiz sakin, karanlık bir yer, mışıl mışıl uyunur o mağarada” diye düşünüp altınları değil yorgan döşeği düşlüyorum. Hansel ile Gratel kitabına yerleşsem, “rengarenk, lokum gibi ev, yeme de yanında yat. Ya da hem ye hem yat, gel keyfim gel” diye düşünüyorum kendi kendime. Kimin eline düşmüşüm, kim afiyetle sıyıracak etlerimi kemiklerimden, aklıma bile getiresim yok, getirmiyorum.
Tam bunları döndürürken zihnimde, içimdeki yarı güneş kaldırıyor başını! Malum güneş bu, hep umutlu ve dik başlı! Her zamanki gibi güzelliğiyle, enerjisiyle başımı döndürüyor! Kış uykusuna yatmaya yeltenen bedenime sıcacık elleriyle masaj yapıyor önce! Bir sıcacık şarkı mırıldanıyor, çıplak ayaklarla ılık kumlarda yürümeye çağırıyor beni. Uçsuz bucaksız gökyüzüne dev sabun köpükleri üflüyor. Bulutları elleriyle yoğurarak şekilden şekle sokuyor. Eğlenceli kadın şu güneş. Onunlayken hem gönlüm sakinliyor hem ruhum hafifliyor.
Neden sonra şu ağacın gölgesine biraz oturayım diyorum. Derken uzun oturayım, olmadı azıcık uzanayım diyorum… Saatler sonra billurdan sesine uyanıyorum bülbülün. Neredeyim, nereye, ne zaman geldim bilemeden uzanıyorum olduğum yerde. Geriniyorum sakince. Aaa, bir bakıyorum ruhum aheste! Ne zamandır yerde gökte bulamadığım bir his bu! Bu zamanlarda kolay kolay hayatta kalamayan bir his. Adı bile yabancı artık yeni nesillere. Oysa ne mutlu, ne yetinen, ne iç ferahlığı veren şeydi şu aheste!
Güneş öyle bir enerjiyle dolduruyor ki beni, sanki uykuya yatan ben idiysem uykudan kalkan ben değilim. Derin bir kış uykusundan vazgeçip şekerlemelerle dolu aheste bir hayata düşüyor gönlüm. Yumuşak sesle söylenen şarkılar özlüyor. Sağanaklardansa Nisan yağmurları istiyor. Sakin sokaklarda yürümek istiyor ayaklarım, kulaklarım… Bluzun pamuklusunu istiyor kollarım. Uzuun bir pazartesi yaklaşırken, eskiyen kendiliğinden yenileniyor. Demem o ki güneş bana yeniden can veriyor.

Yarım saat kadar sitenizde gezindim. yıl sonu ve yılın başlangıcı, bir hayli verimli geçmiş görünüyor. Bu sene sizi ve bizzat sitenize yorum yapanları daha yakın takibe alacağım. Çünkü, bu yıl fazlasıyla yazmak istiyorum. Fazlasıyla okumak istiyorum. Hatta okuyorum. Güzel bir yıl olacak diye düşünüyorum. Benzer biçimde düşünüyorum. Yazarak düşünmeyi seviyorum.
Ne iyi ettiniz de geldiniz! Çok sevindim kelimelerinizi gördüğüme! Aslına bakarsanız eskiye nazaran bayağı ender yazabiliyorum ama yine de fırsat buldukça bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Dilediğinizden bile daha güzel bir yıl diliyorum!