Van Gogh Ağaç Kökleri

ağaç kökleri

“Ağaç değilsin ki, kullan ayaklarını!” Bu sözü nerede duydum, bir filmde ya da romanda mı geçiyordu. Kim kime, ne konuda nasihat ediyordu, orasını çıkaramıyorum. Ama biliyorum ki dünyayı anlama ve yolumu bulma çabamda anlamlı bir tavsiye bu! Cesaret verici ama eksik! Ve her genelleme gibi herkese göre değil.

Ayaklar ve kökler, seçimler ve sonuçlar arasında düşünürken şüpheli ölümünden önce Van Gogh’un yaptığı son tablo geliyor aklıma. Malum, dünya resminin dâhilerinden olan ressamın nasıl öldüğü halen kesin olarak bilinmiyor.

Vuruldu mu intihar mı etti bu konu hala tartışmalı. Bilinen şu ki inişli çıkışlı, zorlu bir yaşam süren sanatçı, 1890 yılının Mayıs’ında Saint-Rémy’deki akıl hastanesinden ayrılıyor. Oraya giderken, bunu biliyor muydu bilinmez ama yaşamının son aylarını geçireceği Auvers-sur-Oise’a yerleşiyor. Burası Paris’in kuzeyinde bulunan küçük bir köy.

Sanat tarihçileri, Van Gogh’un 1882 yılında Lahey’de bulunduğu zaman ağaç köklerine dair Bir Ağaç Üzerine Çalışma isimli bir araştırma yaptığını kaydediyor. Sanatçı, kardeşi Theo’ya bir mektup yazıp söz konusu çizimlerde yaşam mücadelesini ifade etmek istediğini anlatmış.

Onun daha 37 yaşında aramızdan ayrılmasının ardından yorum yapan uzak akrabası Andries Bonger ise şöyle demiş “Ölümünün sabahı hayat dolu, ışıltılı bir orman sahnesi resmetti.”

Evet, doğru tahmin, sanatçının son eseri kökleri konu almış. Kaldığı pansiyondan sadece 150 metre uzaklaşmış resmin tek kulaklı ustası. İhtimal ki koyu bir kahveyle biraz ayılıp sert kabuklu bir parça ekmekle açlığını bastırdıktan sonra… Sandalyesini, resim malzemelerini, şövalesini, ağır gönül yüklerini taşımış ağır ağır. Yolun kenarında bir kısmı açığa çıkmış kökleriyle duran ağaçları görmüş. Bilinmez ki ne düşünmüş…

Ben olsam onları görünce erozyon nedeniyle yaşamı zora giren ve pes etmek veya tüm gücüyle direnmek gibi iki çetin karar arasında sıkışıp kalan canlar düşünürdüm. Ömürlerinin en hayati kararını vermek üzere olan canlar… Belki de sanatçının ta kendisi gibi…

Van Gogh Ağaç Kökleri KartpostalRessamın zamansız ölümü nedeniyle yarım kalan resim, soyut özellikleri nedeniyle yeni bir akımın, Alman Dışavurumculuğunun müjdecisi olarak anılıyor. Son eseri yeniyi muştulasa da yaratıcısı o yeninin dallanıp budaklanmasına şahit olamıyor.

“Ağaç Kökleri” tablosunda canlı, neşeli renkler var. Yakındaki maden ocağında kereste olarak kullanılmak üzere yetiştirilen ve anayurdu toprak tarafından da itelenen ağaçlar değil sanki bunlar. Daha coşkulu, enerjik, çevrelerine nazaran daha cıvıltılı. Öyle ki resimde adeta başka türlü bir varoluşa, başka türlü bir bütünlüğe ve tekilliğe eviriliyorlar.

Yaşama tutunmak kavramı geliyor aklıma yine. Nasıl tutunuruz yaşama, köklerimizle mi düşlerimizle mi? Gördüğümüz mü belirler görünenin rengini, içimizde hala dans etmeyi becerebilen renkler mi? Birer sosyal varlık olarak özümüzde bizler de birer ağaç değil miyiz aslında? Gerçekten de bizi özgür kılan ayaklarımız hatta düşlerle güçlenen kanatlarımız var mı? Yoksa bunların hepsinin birleşimi mi bizi biz yapan sır? Daha başka sırlar var mı?

En zor soru da belki şu: Kökler ve kanatlar arasında seçim yapmak zorunda kalmak insana reva mı?

ağaç kökleri” üzerine 2 görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: