“beni toz şeker ettin hayat!”

Nereden aklıma geldi, bilmiyorum. Adeta bir anda zihnimde belirdi. Geçmiş zaman, pek fazla detay hatırlayamıyorum. Yanılmıyorsam, sevgili Ayça Şen’in kitabında geçen bir hikayeydi: Ve korkarım gerçek bir hayat hikayesiydi. Kahramanın evladı bilmediğimiz bir nedenden dolayı intihar ediyor. Babası oğluna tek bir cümle ediyor: “Bir çocuğa sahip çıkamadın!” 

Zaten yıkılmış haldeki kahramanımız, babasının bu cümlesiyle iyice darmadağın oluyor. Ve bu ruh halini sevgili Şen’e tarif ederken “toz şeker gibi dağıldım” diyor… 

Belki bir kesme şekerdi eskiden! Duvardaki bir tuğla gibiydi, yerini bilen, kendinden emin, sağlam ve güvenli… Sonra tek bir anda her şey değişti: Toz şeker gibi… Polen ya da toz tanesi gibi… Orada ama değil gibi… Her an yok olabilir gibi… Yok gibi…

ÖMÜR BİZİ SÜRÜYOR

Anlar, öyküler ve kavramlar, varoluşa dair farkındalığımızın derinliğini belirliyor. Hem o andaki yerimizin sınırlarını çiziyor. Hem de istiyorsak eğer o sınırları aşmanın rotasını belirliyor önümüze. Ve yaşam bu patikayla kah küp şeker kah toz şeker olarak katmış bizi önüne koşturarak yoluna devam ediyor. Sanki biz birer ömür sürmüyoruz da, ömür bizi sürüyor, bir tarla gibi… 

Bir zamandır mutlu olmaya çalışmaktan vazgeçtim. Bunun birinci nedeni, mutlu olma eyleminin gereksizce abartıldığını ve o arayışın kendisinin mutsuzluğa yol açtığını anlamamdı!

İkinci nedeniyse şu: Eğer o anda gerçekten mutsuz eden bir şey yoksa hayatında… Misal sevdiklerin iyiyse, hele yanındaysa…  Sağlıklıysan, elin ayağın tutuyorsa, aklın hala pırıldıyorsa… Evin bir anda çıkan hortumda uçup dağa kaçmadıysa… Araban yolda giderken aniden alev almadıysa… Çorban sevgiyle yapılmış ve sıcaksa… O zaman aslında mutlu olman için çok nedenin var demektir!

Buna ister şükran duymak deyin ister gerçekçi olmak, bence durum bu. Mutsuz değilsen mutlusundur nokta! 

Ama şu da bir gerçek tabii, mutsuz değilsen bile mutsuz olmak için neden bulmak kolay. Bulan da buluyor zaten, iş ki aramak istesin! Keza bütün pazarlamacılar kendimizden ve hayatımızdan memnun olmayalım diye etrafımızda ellerini ovuşturarak havayı kokluyor. Bize ürün değil yalandan hayaller satacaklar ya! Ve biz o akbabalara fırsat vermeye dünden hazırız, iyi hissetme ve beğenilme ihtiyacımızla. 

Oysa kim ne derse desin… İçimizdeki hangi anı itiraz ederse etsin… Hepimiz kötücüllükten uzak kalabilen her halimizle güzeliz, sevilmeye layık ve özeliz, bu da bir diğer nokta.

Diyeceğim o ki…  Ulaşılıp ağız tadıyla yaşanması ömrümüze mal olmayacak sadelikte bir hayatta… Özüyle ve yılların her mevsimiyle barışık bir ruhla… Hiç yemediğim ama çok dinlediğim şeker kamışı tadında… Yani uğruna verilen emekle lezzetlenen, yürek ritmine uygun bir tempoda akıp giden günler mümkün… En azından “olmalı, olacak, istiyorum”. Ve bunu iyiler tayfası için tüm kalbimle diliyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön