Dünya çoğumuz için gül bahçesi olmadı hiçbir zaman! Üstüne bir de küreselleşmeydi, Korona salgınıydı, komşu ülkelerde pıtrak gibi baş veren işgaller, çatışmalardı derken sinirler iyice gerildi! İklim krizini, neoliberal ve popülist politikaların can sıkıcı sonuçlarını, ayrımcılığı, adaletsizliği ya da ülkeye özel sorunları yersizlikten saymıyorum bile. Maddi sıkıntılar, güvenliksiz işler, ha babam yükselen fiyatlar da cabası! […]
ilk görüşte aşk
Geçen sene bu zamanlardı. Çocukluğumun huzurlu bahçesinde, kuytu bir köşesinde hala yaşayan limon ağacı aklıma düşmüştü. İnanmazsın, aklıma düştüğü yetmemiş gibi bir de karşıma dikilivermişti. Gittiğim yapı mağazasında, indirimdeki fidanların arasına sıkışmış kocaman bir saksıda belirivermişti… Bazı insan yaşatamayacağından korktuğu için çiçek almaz, alamaz ya! Aynı o hesap, ben de fidan almayı aklına bile getiremeyenlerdenim. […]
değerli saatler
Yine yılbaşı zamanı yaklaşıyor. “Zaman kıymetli.” “Yaşanacak yılbaşlarının sayısı azalıyor.” Bunları aklımdan çıkarmamalıyım diye düşünerek kendime bir hediye aldım. Zamanın ne kadar değerli olduğunu bana hatırlatsın diye yeni bir saat edindim. Hep yaptığım gibi üç kuruşa almadım bunu, ucuz etin yahnisi modelimden bu seferlik vazgeçtim. Almadan önce sabırla indirime girmesini bekledim. İndirime girince de estetik […]
yıl sonu
Yıl sonu, hafta sonuna benzer bir his uyandırıyor bende. Tabii birkaç gömlek büyüğü! Sanki yıl bitmeyen bir haftaymış! Nasıl olduysa nihayet uzuuun cuma günü mesai sonu gelmiş çatmış ya da senenin son ders zili çalmış gibi! Mutluyuz çünkü nihayet özgürüz ama bir o kadar da yorgunuz çünkü ne zamandır affedersin at gibi koşturuyoruz! İşte öyle […]
bir harf
Kırgınlıkla kızgınlık arasındaki fark nedir, bir harften başka? Birinde kalbin kırılır, usul usul azalır can suyun, billur bardağın orta yerinden çatlayınca. Diğerinde içinde başlayan ateş bir anda tüm bedenine yaylır, sarar seni alevler, alaca bulaca. İlki sessiz, süzgün bir sarı, ikinci çığlık çığlığa, nar gibi bir kırmızı. En çok neye yakışır bu ikisi bilir misin? […]
hani şifa?
“Olacak şey mi bu?” diyeceğin her şeyin üst üste olduğu günler vardır hani… İki ayağının bir pabuca girdiği… Dokuz ayın çarşambasının bir araya geldiği… Bir de üstüne başına büyük şehrin hoyratlığının sindiği günler… Evin sokağına varana kadar saatleri saydığın, evin eşiğinden içeriye adım atarken “nihayet” diye mırıldandığın, kapıdan girer girmez soyunup dökünüp kendini duşun kollarına […]
masum değiliz
Yazacak çok şeyim vardı. Ama öyle kısa bir sürede o kadar çok şey oldu ki üst üste, dünyada ve kendi küçük hayatımda… Şöyle bir soluklanacak, sessiz sakin bir köşeye çekilip boş bir kağıda dermanımı anlatacak halim kalmadı… Burada, hissi çok, kelimesi yok, garip bir anda kendimi işitmeye çalışıyorum. Ben ne diyordum, sahi? Neye inanıyordum? “Ruhum […]
kanayan çivi
Mırıldanarak akan, kendi halinde bir derenin içine oturmuş koca bir taş yokluğun… Her zaman billur ve sakin değil su yine de bir şekilde yuvarlanıp gidiyor. Taş yosun tutuyor tutmasına ama ne güneşle uyuyup uyanıyor ne de zamanla ufalıyor. Diyemem ki tahta bir sopaya saplı bir çivi yokluğun hem bana zarar hem dokunana batar. Sana hiç […]
sessiz çığlık
El yazısıyla yazılmış bir tarif… Yaşadığın ülkede geçmeyen, eski bir kağıt para… Hiç beklemediğin bir anda başlayan bir sağanak gibi çıksa karşına… Şemsiyen yok, sığınabileceğin bir apartman kapısı, ağaç dalı yok! Yok işte! Senden ve beynine damlayan anılardan ve terkedilmiş yarınlardan başka bir şey yok! Ne yapardın? Ne yapardın hayat aynı anda dün ve bugün […]
yol şarkıları
İlk gençliğimde ne çok şeye kızardım. Hem de ne acayip şeylere ve ne kadar sık! Mesela insanların macera yaşamaya özenip macera filmleri izlemekle yetinmesine kızardım. Bir şeyi yapmayı çok isteyip yapmak yerine içlerinde ukde haline getirmelerine kızardım. Olasılıklar yerine olanaksızlıkları gözlerinde büyütmelerine kızardım. Yola çıkmayı dilerken yol şarkıları dinlemekten ileri gidememelerine kızardım! Sinirden kızarana kadar […]
