Yazı Arşivi

gönlünün sahili

Ölümün kesinliğini ve aniden geliverebileceğini düşünmek ağır geliyor. Hele de güneşin pencereden içeri başını uzatıp “çık dışarıya, oynayalım” diye ısrar ettiği böylesi bir günde… Ayrılığın kaçınılmazlığını hatırlatan kayıp yeni, ateşi harlıysa iyice zorlanıyor insan. Burada sadece bedeni kalan sevdiğinin ardından gitmeye cesaret ediyor bazımız. Yüzüne bakınca anlıyorsun, o seninle aynı odada ama aslında çok uzakta. […]

gecenin teni

“Her insanın bir öyküsü vardır ama her insanın bir şiiri yoktur” demiş Özdemir Asaf. “Yalnızlık paylaşılmaz zaten paylaşılsa yalnızlık olmaz” diyen usta şair. Bugün bir arkadaşımla konuşurken anladım ki “Her insanın nasıl bir öyküsü varsa bir de şarkısı vardır.” Kendisi yazmasa da ona ait olan, yaşamının arka planında döne döne çalan bir şarkısı vardır. Bence […]

güzel söz

İnsanın kendisine söyleyecek birkaç güzel sözü olmalı: Şüphe yılanları aklına salındığında yardıma koşan sözler! Çünkü bazı gece yarılarında yergiler yankılanır, aralıksız tekrarlayan pişmanlıklar da onlara katılır. Felaket senaryoları yazılır on parmakla, sayfa sayfa. İşlenmemiş suçları bile üstüne almaya kalkarsın ve talihsiz anların lekesini tüm ömrünün alnını çalmaya!   Loş bir odada, kendi yaranı üfleyerek silerken […]

oyun bitmiş

Zaman, akmadan biteviye uzanan tek bir an şimdi… Ekmeği, ısırılmadan kuruyan, taşlaşıp azalan… Camı açsam, bulut dünkü bulut; su içsem, eski kokulu, tortulu…   Dünün yükleri desen, toptan yaktım sandım, kül dağlarıyla sarıldım… Konuşasım yok, belki anlayanım da yok ya da kelime bulasım…   Kuru günler, yapışık sıcak, rüzgarsız… Kıpırtısız, sevinçsiz, telaşsız… Oynayacak mecali kalmamış […]

karşı yakada

Her göçün hikayesi başka… Yol nerede başlıyor, yolculuk nasıl geçiyor, nereye varıyor? Hatta bir yere varıyor mu? Ne zaman bavullarını dizinin dibinden ayırıp ayakkabılarını ayağından soyarak sırtına yaslanıp derin bir oh çekiyorsun? Nasıl buluyorsun annenin aldığı bluzu emanet edeceğin dolabı, askıyı? Şöyle rahat rahat yayılarak oturup anladığında beden başka zihin başka her duyun başka başka […]

o benim köpeğim!

Ağaç, sevdiği bir şarkıyı mırıldanarak başıyla tempo tutuyor. Limon ağacı çiçeği, kendini hatırlatmak istercesine özünü havaya püskürtüyor. Gökyüzü boş durur mu hiç! Pamuk boyasıyla serbest resim çalışması yapıyor, yüzükoyun yayılmış, bacaklarını sallayarak… Kuşlar bıcır bıcır, birinin şarkısı bitmeden diğeri dayanamayıp konserine başlıyor. Uzaklarda bir yerlerde, el değmemiş bir eski bahçede böğürtlen çalıları sulu meyvelerini güneşte […]

sırça fanus

“Kendimizi her şeyi isterken bulmamızın nedeni belki de hiçbir şey istemeye tehlikeli derecede yakın olmamızdır” demiş Sylvia Plath. Hep olduğu gibi, derin bir bilgi denizinden damla damla süzülen bir söz söylemiş. Sonraları ihtimal, çok daha dünyevi şeylerle çatışarak onu boğacak olan o malum denizden çıkan, cılız damlaları halen sonsuzlukta yankılanan bir söz… Gezegenin gelmiş geçmiş […]

varsayalım ki

Puslu havaya rağmen huzurlu bir okyanusta, eski ama sağlam bir kayıkta, bilemediğim bir tarafa doğru akıyorum. Bir deniz kabuğuna derinden üflenen nefes dans ediyor kulaklarımda… Martılar ışıklı bir çember kuruyor etrafımda, sessiz dostluklarına şaşıyorum. İç sesimin söylemesine gerek yok, kaybolduğumu biliyorum. Yolunu yitirmek korkutucu değil rahatlatıcı bu sefer, ne ilginç… Kendi kendime “kaybolmadan bulunur mu […]

gıcır gıcır

Hızlı hızlı yürüyordun, gri gün siyah bir geceye dönüşürken aceleyle. Sokaklar ıssızlaşıyorken ve kıl gibi sinsi yağmur, tanelerini giderek daha çok doldurup ardı ardına yollarken üstüne, koşarcasına yürüyordun. Sevmediğin bir muhitti, pek güvende hissetmediğin bir yerdi. Buralarda bir kadın olmak, aniden bir apartman kuytusuna çekilebilme ihtimaliydi. Gölgelerin dost olmadığını bilerek, az ilerde bir kapının sertçe […]

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön