karşı yakada

Her göçün hikayesi başka… Yol nerede başlıyor, yolculuk nasıl geçiyor, nereye varıyor? Hatta bir yere varıyor mu? Ne zaman bavullarını dizinin dibinden ayırıp ayakkabılarını ayağından soyarak sırtına yaslanıp derin bir oh çekiyorsun? Nasıl buluyorsun annenin aldığı bluzu emanet edeceğin dolabı, askıyı?

Şöyle rahat rahat yayılarak oturup anladığında beden başka zihin başka her duyun başka başka yerlere dağılmış hareket halindeyken… Ne yapıyorsun, nasıl bekliyorsun seni sen yapan her bir parçan yeniden buluşsun da seni tam yapsın diye?

Her göçün hikayesi başka… Kimimiz kötü biten bir aşk hikayesinden kaçar gibi… Kimimiz balmumu kanatla güneşe uçar gibi… Kimimiz çölü arkada bırakıp su arar gibi… Kimimiz koruyucu bir anne ya da aslan gibi bir baba umar gibi…

Çıkıyoruz yola ya varıyoruz varış noktasına ya yoldan dönüyoruz. Ya varıyoruz ve “hah şimdi oldu” diyoruz ya aramaya devam ediyoruz. Dönenler, vazgeçenler, kök vermeyenler ya da vermek istemeyenler…

Her göç hikayesi kendi anlam katmanlarıyla, farklı boyutlarıyla kendini var ediyor. O var edişin bedeli bazen de yolcunun yok oluşu mudur, öyledir ama n’apalım? Retorik değil soru, var mı ki bir şey yapalım? Emin değilim!

Umuda Yolculuk

Neyse, bana kalırsa her bir göçün tek bir ortak yanı var: Hepsi birer “umuda yolculuk” yok dahası!

Peki o yolculuk tamamlandı diyelim. Diyelim sen şimdi karşı tepedeki eski evine bakıyorsun bu sana yeni olan tepeden. Ne hissediyorsun? Hatta varsayalım ki ara ara “havasını suyunu pek özledim” deyip eski evini ziyaret ediyorsun. Oraya dönünce ne hissediyorsun?

Kendi duygularımın adını yakın zamanda koydum. Ki ne yalan söyleyeyim, zorunda kalmasam ne onları yaşamayı ne de adlarını koymayı istiyordum. Anladım ki bendeki ana fikir “şeytan üçgeni”. Üç duygu, eşzamanlı olarak bambaşka yerlere çekiştiriyor çünkü: İlki tahmin edebileceğin gibi hasret. Eski hayatına, eski sana hasret. Anılarında yaşayanlara, orada yatanlara hasret. Çocukluğunun tatlarına, kokularına, kaygısızlığına, arkadaşlığına hasret. Ve geri kalan, iyi olan, iyi hissettiren herkese ve her şeye ve her yere… Artık yok sayamadığın, burun direğini sızlatan, gözlerine yağmur bulutları salan bir hasret…

İkincisi merhamet ki bu bağlamda bence hasretle merhamet birlikte büyüyen iki kardeş çocuğu gibi… Yukarıda saydıklarıma, şuracıkta aklıma gelmeyen birçok şeye merhamet duyuyormuş meğer insan yurda dönünce. Yeni çıkmış köy ekmeği içini kucaklamak ister mi insan yahu? Sokakta kendinden geçmiş halde mısır koçanıyla oynayan kediyi gözlerinden öpmek ister mi? Ziyarete gittiği su boyundaki bankta yaz kış gece gündüz oturmak ister mi? İstiyormuş… Ten tene deyişleri, göz göze gelişleri, feda edilen ya da umut bile edilemeyen ihtimalleri saymıyorum bile; ne de olsa her biri vurgun yedirecek ayrı birer hikaye!

Üçüncüsüyse yakıcı, kan kırmızısı bir duygu: Nefret! “Neden?” sorusuna yana yakıla cevap aratan! Tüm zorunda kalmalara lanet okutan! Gelmişe geçmişe, keşkelere, ateşe verilmesi engellenememiş tüm iyi ihtimallere dair öfke, pişmanlık, güçsüzlük ve çaresizlikten yoğurulmuş sıcak bir nefret.

Nasıl üçleme ama! Duygu işte sana sormadan sende vücut buluyor! Hiç beklemediğin bir anda içinde belirip yüreğinin ortasına çörekleniyor! Atsan atamıyorsun satsan satamıyorsun! Ya kendini ona açıyor, söylediği yolun içinden geçiyorsun ki tabii bu arada o da senin içinden geçiyor… Ya da yokmuş gibi yapıyorsun ve o takıntılı bir aşık gibi ona yüz verene kadar sana gün yüzü göstermiyor… Kırk katır mı kırt satır mı?

Ben ne mi yaptım bu duygularla? Kendimi imbata bıraktım… Su boyundaki bankta saatlerce oturup ufku aradım. Adım başı köy ekmeği alıp bağrıma bastım. Şimdi de bir elimde mısır, Karşıyaka sokaklarında kedi yavrusu aramakta ve kendime sormaktayım: Hangisiydi asıl karşı yaka?

Bir süre önce can dostum, “yazsana” dedi yine; “yine yazsana!” Her şey öyle başladı zaten...
Yazı oluşturuldu 275

“karşı yakada” üzerine 7 görüş

  1. selamlar kıymetli yazar 🌺
    yine arayı açtım biliyorum ve umarım baba darılmazsınız😌
    o harikulâde üslubunuzla, enfes betimlemelerinizle, şahane bakış açınızla mini bi şaheser ortaya koymuşsunuz yine👏 yazılarınızı okurken aldığım düşsel tattan çok hoşnut oluyorum. bir de yazılarınızdaki o tatlı bakınızların bazen çook eski bi yazınıza, bazen de harika bi şarkıya açılan pencere olması beni mest ediyor. kaleminize, zihninize, kalbinize, ruhunuza sağlık🍷
    çook iyi bakın kendinize. iyi ki varsınız ve iyi ki yolumuz s küçük bir sahil şehrinden bolca selamlar, çokça sevgiler🙋‍♂️

  2. Uzun zamandır blog okumak için bir motivasyonum yok ama arada uğruyorum; bilesin.
    Yazını okuyunca aklımda 2 çok güzel söz canlandı, izninle iletmek isterim.

    “Göle giden yol, gölden daha güzeldir” diyor Kierkegaard bir cümlesinde ve bana hep hayatımın çerçevesini çiziyor. Önemli olan göle varmak değil de yolda kalmak oluyor. Bana da hep iyi geliyor yolda kalmak.

    “Gitmeden önce düşün. Döndüğünde bulduğunla, giderken bıraktığın asla aynı olmayacak.” diyor Louis Aragon. Ben yine de gitmeyi daha kıymetli buluyorum. Aslında gidebilmeyi demek daha doğru olur.

    Hep göle doğru gidelim, hep yemiş olsun etraf 🙏

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön