İnsanın kaygıyı zihninde habire evirip çevirmesi bir kedinin köşede bulduğu topun peşinde kendini kaybetmesi gibi! Önce inceden kendini hissettiren bir merakla… Sonra onu kendine iş edinerek, inatla. Durmadan dinlenmeden usanıp ara vermeden, onu adeta yaşamının odağı haline getirerek… Diğer her şeyin zamanla silikleşip fon halini almasını umursamadan seyrederek… Kaygılanmak! Ensende kaynayan sıcak bir telaşla! Bu, […]
tomurcuk sesi
Minik bir kedinin önüne usulca konan taze suyu şükranla içmesi, Tomurcuktan çiçek, çiçekten lezzet doğuran doğanın mucizeleri, Bulutların arasından süzülen kuşun şehre tepeden bakan damlara konduğu andaki zarafeti… Ve kediyi görmezden gelen, meyveyi süpermarkette gören, kuşlara hasret gözlerimizden ufukları çalan büyük şehirlerin tekdüze, kaotik, ruh emici griliği… Her ölümün erken olduğu bir dünyada, yaşamaya […]
çocuk kalbi
Uykunun çocuk yüreğimizi avutan kolları, yıllar geçtikçe sevmekten vaz mı geçiyor bizi? İçine dalamadığın uykular, altından çıkamadığın küçük bir yorgan gibi… Ne yana dönsen ısınamıyorsun… Ya ayakların soğuk ya zihnine doluşanlar… Ama kurtulamıyorsun da o zavallı örtünün altından, vaat ettiğini umduğun sıcak kucaktan… Sen de adın gibi biliyorsun ki o tembel umut, aslında koca bir […]
ayın yarısı
Ne olduğunu anlayamadan, ani bir bıçak darbesiyle ortasından ikiye yarılmış bir elma gibi yarımay yukarıda! Ayın buradaki yarısı, donuk bir buğuyla parlıyor sanki elimi uzatacağım kadar yakında. Sanırım diğer yarısı, çok uzaklarda, doğduğum topraklarda! İnsan, Hep eksik, hep yarım, hep yaralı olan… Neyse ki her şeye rağmen gülücük yeşertebilen ıslak yanaklarında!
senelerden 2024
İnanılır şey değil, bu anlatacağım: Bugün günlerden 24 Ocak, senelerden 2024. Bu akşamı, iklimi İstanbul’umunkine çok benzeyen deniz ötesi bir kasabada, balkonda oturarak geçiriyorum. Üstümde kısa kollu bir bluz, ayaklarım çıplak. Alacakaranlığın peşi sıra gelen o açık siyahın içinde oturmuş hayal meyal görerek bir şeyler karalıyorum. Aman, yanlış anlaşılmasın! Balkon kadar sevdiğim yer az, şu […]
soru cevap
Sabah kalkınca yüzünü yıkamak niyetine pencereden suya atlayıp bir iki kulaç attığın, kayıkhaneden bozma bir evde… Zamanın bitmeyen dağ sıraları, ömrünse başıboş bir küçük bulut olduğunu bildiğin halde, Kendine dışarıdan, bir tanımadık gibi bakarak, tüm bu olan biteni ve olanı bitmeyeni anlamaya çalışarak, Kırsan dördüncü duvarı, yine de gelmezdi sorulara cevaplar! Olsa olsa yeni sorular […]
delirmemenin beş yolu
Dünya çoğumuz için gül bahçesi olmadı hiçbir zaman! Üstüne bir de küreselleşmeydi, Korona salgınıydı, komşu ülkelerde pıtrak gibi baş veren işgaller, çatışmalardı derken sinirler iyice gerildi! İklim krizini, neoliberal ve popülist politikaların can sıkıcı sonuçlarını, ayrımcılığı, adaletsizliği ya da ülkeye özel sorunları yersizlikten saymıyorum bile. Maddi sıkıntılar, güvenliksiz işler, ha babam yükselen fiyatlar da cabası! […]
değerli saatler
Yine yılbaşı zamanı yaklaşıyor. “Zaman kıymetli.” “Yaşanacak yılbaşlarının sayısı azalıyor.” Bunları aklımdan çıkarmamalıyım diye düşünerek kendime bir hediye aldım. Zamanın ne kadar değerli olduğunu bana hatırlatsın diye yeni bir saat edindim. Hep yaptığım gibi üç kuruşa almadım bunu, ucuz etin yahnisi modelimden bu seferlik vazgeçtim. Almadan önce sabırla indirime girmesini bekledim. İndirime girince de estetik […]
bir harf
Kırgınlıkla kızgınlık arasındaki fark nedir, bir harften başka? Birinde kalbin kırılır, usul usul azalır can suyun, billur bardağın orta yerinden çatlayınca. Diğerinde içinde başlayan ateş bir anda tüm bedenine yaylır, sarar seni alevler, alaca bulaca. İlki sessiz, süzgün bir sarı, ikinci çığlık çığlığa, nar gibi bir kırmızı. En çok neye yakışır bu ikisi bilir misin? […]
hani şifa?
“Olacak şey mi bu?” diyeceğin her şeyin üst üste olduğu günler vardır hani… İki ayağının bir pabuca girdiği… Dokuz ayın çarşambasının bir araya geldiği… Bir de üstüne başına büyük şehrin hoyratlığının sindiği günler… Evin sokağına varana kadar saatleri saydığın, evin eşiğinden içeriye adım atarken “nihayet” diye mırıldandığın, kapıdan girer girmez soyunup dökünüp kendini duşun kollarına […]
