özgür kadın

özgürlük kokusu

Her evin kendine has bir kokusu var. O evde yaşanandan, banyodaki sabundan, balkondan boynunu uzatan sarmaşıktan, orada pişen aştan ya da tamtakır mutfaktan beslenen… Ve aynı zamanda, o koku, sadece o evin içinde tüten bir yaşam biçiminin ifadesi aslında, orada üretilen ve evin insanlarını bezeyen…

O kadar ki bir kazağın kokusundan anlayabilirsin bazen kimin evinden geldiğini. Çünkü başka hiçbir yerde eşine benzerine rastlanmayan bir kokunun imzası vardır üstünde. Bir koku ya da rayiha veya aroma, esans, adına ne dersen de! Tatlı ya da acı da değil ama kesinlikle özgün bir şey bu sözünü ettiğim…

Aslında düşündüm de birçok açıdan şehirlerin ya da ülkelerin kokusu da evlerinkine benzer. İsimleri geçtiğinde gözümüz önünde canlanan resimler, insanlar, mekânlar kadar yemekler ve kokular da aklımıza üşüşür.

Mesela Paris deyince aklıma tereyağlı kruvasan ve sıcak çikolata kokusu geliyor. New York denince buram buram filtre kahve ve sokak yemekleri… Roma denince soslu spagetti ve pizza… Bangkok veya Pakistan denince dermeçatma tezgahlarda yapılan bol baharatlı yemeklerin yüze çarpan buharı…

Yalnızca yemeklerin kokusu doldurmuyor ya da hatırlatmıyor o yerleri, şüphesiz. Paris’te yanından geçen birinin parfümü, New York’ta metro mazgallarından yükselen yoğun duman ya da Pakistan’da görebileceğin en güzel gözlere sahip olan dilenci kızın para isterken gömleğinin koluna asılan elinden burnuna gelen kına kokusu…

KoEyfel Kulesi Parıskuların hiyerarşisi

Kokuların hiyerarşisine inanmıyorum çünkü kültürün ve geleneğin hiyerarşi içinde sıralanabileceği, dahası sınırlanması gerektiği fikrine metelik vermiyorum. Afrikalı kabileye ilkel diyen veya Batıyı varoluşun ideal hali olarak temsil eden düşünüş biçimlerine uzağım. Ayrıca aklımıza zamanında yerleşen ve hala ekilmeye çalışılan birçok fikrin hakikatle olan bağının başkalarının faydası uğruna koparıldığını da şükür ki birçoklarımız gibi, biliyorum.

Misal Paris, kabul dünyanın birçok müthiş parfümü burada üretiliyor ama aynı zamanda Eyfel Kulesi senelerdir sidik kokusundan geçilmiyor. Evet, şarapları rüya gibi kokuyor ama o lezzet, başka milletten, etnik kökenden ve dini inanıştan gelenleri ötekileştirmelerini affettirmenin yanından bile geçemiyor. Ve Paris’in kokusu bunların hepsinin toplamından oluşuyor.

Demeye çalıştığım o ki kokular sadece insanlardan veya şeylerden gelmiyor; ondan daha da çok o mekânda hâkim olan atmosferin havasından, orada yaşananlardan veya yaşatılanlardan geliyor.

Meselenin daha da derinine inince zihnimin içinde, her ne kadar kokuların hiyerarşisine inanmasam da sevdiğim her yerin kokusunda ortak bir yan olduğunu seziyorum. Adını koymak zor ama sanırım bu özgürlük, özgürlüğün kokusu… Var mı o koku yok mu? Bence en önemlisi bu!

özgürlük kokusu” üzerine 4 görüş

  1. merhabalar ( :
    yazınızı okuyana kadar kokuların özelliğine hiç bu açıdan bakmamıştım. düşününce gerçekten de mekânların, nesnelerin, şeylerin kendine özgü kokusu var. umarım özgürlüğün de kokusu vardır ve hepimiz bu kokuyu hissederek, yaşayarak tadarız.
    çok selamlar.. iyi bayramlar sevgili yazar ( :

  2. Sevdiğiniz kokuları bir düşünün. Bir kahve dükkanının önünden geçerken burnunuza takılan taze çekilmiş kahve kokusu size neyi anımsatıyor? Veya evde kek pişerken ortaya çıkan vanilya aromalı koku sizde nasıl duygular çağrıştırıyor? Bir lavanta demetinin yastığınızın altında olmasını neden seviyoruz? Kaleminize sağlık 🤗

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: