Ne olduğunu anlayamadan, ani bir bıçak darbesiyle ortasından ikiye yarılmış bir elma gibi yarımay yukarıda!
Ayın buradaki yarısı, donuk bir buğuyla parlıyor sanki elimi uzatacağım kadar yakında.
Sanırım diğer yarısı, çok uzaklarda, doğduğum topraklarda!
İnsan,
Hep eksik, hep yarım, hep yaralı olan…
Neyse ki her şeye rağmen gülücük yeşertebilen ıslak yanaklarında!

Nasıl da güzel olmuş, öyle bir iki cümleyle bir çok şey anlatıp kocaman bir yaşamı özetleyivermişsiniz…Kendinize özgü yalın ve derin anlatım biçiminiz çok etkileyici…Belki bir gün bir kitabınızla da karşılaşmak umuduyla…
Soğuk bir Cumartesi sabahında içimi ısıttı güzel sözleriniz… Çok teşekkür ederim.
Hoş geldiniz, iyi ki geldiniz!
İnsan, her zaman eksik, her zaman yarım, her zaman yaralı olan bir varlık. Varoluşunun derinliklerinde, tamamlanmamışlığıyla ve yaralarıyla yaşar. Ancak bu eksiklik ve yaralarıyla da güçlüdür. Çünkü bu eksiklik ve yaralar, onu daha fazla öğrenmeye, büyümeye ve gelişmeye iter. İnsan, kendi eksiklikleri ve yaralarıyla barışık olduğunda gerçek anlamda kendini bulur ve hayatı daha derinlemesine yaşar.
Size katılıyorum. Söz ustasının dediği gibi “Eksilmişliğimizden olur tamlığımız.”