İçimde Kalacağına

saf doğdum, saf yaşarım!

Biz hep insanları birleştiren ortak, evrensel değerlere inandık. Hem o değerlere inandık saf saf hem de onların dünyadaki çoğunluk tarafından paylaşıldığına. Bunlar öyle kompleks konular da değildi, doktoralı olman ya da büyük okullar bitirmen gerekmiyordu. Azıcık düşünmen, birazcık hissetmen bizden olmana yeterdi. Yani bize kalsa insan olman yeterliydi! 

Peki, neydi bu değerler? Sakın ha öldürme, çalma çırpma, hak yeme, gönül kırma, vicdanını dinle gibi şeylerdi. Hepimizin bildiği “büyüğünü sev, küçüğünü koru” kafası öğütler yani! Tüm dinlerin söylediği, ahlaklı olan herkesin benimsediği kurallar!

Sonra ne oldu bilmiyorum. İnsanların kim olduğunu kime iyilik yaptığı değil ne iş yaptığı belirler oldu diye mi? Ya da değerini ne paylaştığı değil ne kazandığı gösteriyor diye mi? Dünya küresel köy oldu diye sevinirken gezegen çapındaki rekabetten belimiz büküldü diye mi? Kendini daha iyi yapmak yerine karşındakini kötüleyip ötekileştirmek daha kolay diye mi? Bilmiyorum artık niye ama insanların kumaşı bozuldu!

İçimde Kalacağına

Hiçbir zaman, beyaz sabunla yıkanıp altın güneşin altında lavanta bahçelerinden gelen rüzgârla kuruyan; kendinden kolalı, kalın kotondan yapılmış apak çarşaflar olmadı belki insan kumaşı. Şöyle bir oh çekerek, huzurla dolanıp uykuya dalamadık onunla şüphesiz.  

Ama böyle zehirli boyalı, kumlu pütürlü dokulu, sıcak havada zaten kaynamış tenine yapışıp kokuşan, dokunduğu yeri dalayan, sentetik bir kumaş müsveddesi de değildi hani! Ya da öyle miydi?

Biz de gittik insanları birleştiren evrensel değerlere inandık! Hem onlara hem de onların dünyadaki çoğunluk tarafından paylaşıldığına. Böyle yetiştirilmiştik, bizden sonrakileri de böyle yetiştirmek gerektiğini zannettik. İnandık saf saf! 

Oysa onlar çalıştı didindi, tuğla tozundan kırmızıbiber yaptı. Başını sokacak yer derdindeki göçmenleri itinayla, asgari maaşın altında, sigortasız çalıştırdı. Millete tavuk döner diye at, martı, yılan, ne bulduysa onu yedirdi baharatı basıp! Apartman dikerken kumu için denizi sömürmeyi ihmal etmedi. Üşenmedi, liyakatin tüm kurallarını çiğnedi, pat diye rüyasında bile göremeyeceği yerlere geldi. Yemedi içmedi, karısını dövdü, kızına sövdü, oğlunu övdü. Diline, dinine, ırkına, soyuna sopuna bakıp milleti ayrıştırmayı kendine en kutsal görev bildi! Akıllı akıllı! Ahlaklı ahlaklı!

Ama sana bir sır vereyim: Sen de hala “kadına, çocuğa, zayıfa el kalkmaz” “anne babanın hakkı ödenmez” “komşu açken tok yatılmaz” “kul hakkı yenmez” “insanın değerini teninin rengi değil yüreğinin iyiliği belirler” “herkesin imanı kendinedir, insanın inancıyla arasına girilmez” gibi eski moda laflara inanıyorsun ya! Yüreğini ferah tut, kimseye çaktırma.

İddiaya varım ki biz aptal gibi saf değiliz, altın gibi safız! Çünkü biz inadına insan olanız!

saf doğdum, saf yaşarım!” üzerine 4 görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: