tek kişilik vuslat

Çocukluğumun dertsiz akşamüstlerinin kokusuydu limon çiçeği… Çenelerden kıkırdayarak akan ballı karpuz damlaları ve ayak bileklerine dolanan pofidik kedilerin mırıltıları boldu hayatımızda. Gel gör ki insan yaşamında pek az duygu yalnız, pek az an tek bir hissin etkisi altında… O zamanlarda da güneşte uçuşan tozlarla dolu sarı odalara sinmiş sessiz bir yalnızlık vardı. Yavaşlayan zaman yüzünden […]

geçmemiş acı

“Seni uzaktan sevmek, aşkların en güzeli” şarkısı mazide yarım kalmış bir sevgiliyi değil, vatan bildiğim şehri hatırlatıyor bana. Gün be gün tanınmayacak hale geldiğini görmektense zihnimdeki sevgili resimleriyle hatırlamak için terk ettiğim yeri… Orada doğdum büyüdüm, en çok onu sevdim ama birlikte yapamadık. Gün be gün birbirimizi yıprattığımızı görünce de çıkıp gittim, ilişkimizin kısa özeti […]

yine mi limon

Bir cümleye “zaten” diye başladın mı, ondan hayır gelmiyor genellikle. “Zaten davranışlarınla beni ne kadar çok sevdiğini her gün gösteriyorsun, bir tanem. Bir de hediye almana ne gerek var, bir güzel sözün yeter” cümlesindeki “zaten” değil tabii, bu söylediğim. Hoşnutsuz zihnin “zaten”lerinden söz ediyorum. Pasif agresif, kendi kendine homurdanan ya da açıkça şikâyet eden “zaten”lerden: […]

yapraklara özgürlük

Bugünlerde “herkes kendi kapısının önünü süpürse” diye başlayan o malum cümle geliyor aklıma, ara ara! Acaba diyorum, seneler senesi yanlış mı anladım bu ifadenin anlamını ben? Peki ya diğer insanlar nasıl anlıyor onu? Bu konuda nasıl düşünüyor, nasıl davranıyor? Kafamın içinde bu minik soru işaretleri önce emeklemeye, büyüdükçe yalpalayarak yürümeye ve nihayet dans etmeye başladı. […]

tek başına

Günler, tren yolculuğunda camda beliren anlık görüntüler gibi, akıp gidiyor durmadan. Ne çok hızlı, ne çok yavaş, bazen durağan, bazen şaşırtarak. Gözleri yarı kapalı uyku sersemi bir çocuk gibi, ne görüyorum, ne görmüyorum. Ne yaşıyorum, ne yaşamıyorum, öylece duruyorum. Tren uzun mu kısa mı bilinmez bir yolda bıkmadan gidiyor, arada duruyor kalkıyor. Yavaşlıyor sonra birden […]

renk körü

Bu aralar boyalara kaptırdım kendimi, hem de ne kaptırmak! Bir aşçının taze meyve sebzeler içinde kendini kaybetmesi gibi ya da şarap imalatçısının asma bahçelerinde, ben de boyalar arasında zamandan kopuyorum adeta. Oysa kısa süren soyut resim denemelerim dışında renkler, boyalar ilgimi çekmedi pek şimdiye dek. Biliyorum ki her şey bu eve taşınmakla başladı: Olanı daha […]

acıdaş

Sizlerle acıdan tanışıyoruz biz, Hiç görmediğim kardeşlerim. Yaşanmadan eksilen yıllardan, Giyilmeden kirlenen beyazlardan, Sevgiyle okşanmadan aklaşan saçlardan ya da…   Yürekte ukde kalan, Yokluğu acıtan neyse ondan: Sıcak bir çorba, ılık bir kucak, sağlam bir dostluk… İşte o iç cızlamasından tanışıyoruz, insanın ayaklarını zorla yere bastıran.   Boşluğu insanın yaşama uzanan köklerini söken her bir […]

“orospu mantısı”

Bu ifadeyi ilk duyduğumda kıpkırmızı kesildiğimi hatırlıyorum. Küçücük bir kızdım, “orospu”nun çok ayıp ve söylenmemesi gereken bir laf olduğunu duymuştum. Utançtan gözlerimi süslü terlikli komşu teyzelerin tombul ayak bileklerinden yukarıya kaldıramadığımı dün gibi anımsıyorum. Onlar, annem çalıştığından pek şahit olmadığım “gün” denen o nezih ortamda bu lafı tekrarlayıp her tekrarda daha coşkulu kahkahalar attıkça orada […]

bırak güneş parlasın

Saç isimli müzikali ilk izlediğim günü hatırlıyorum! İlk gençlik yıllarım… Nasıl genç, nasıl romantik zamanlarım… Öylesine yüreğime dokunmuştu ki karakterler, şarkılar, iç içe geçmiş öyküler, izlerken zırıl zırıl ağlamıştım! Ağlanmayacak gibi değildi ki! Aşk, dostluk ve özgürlükle dolu bir hayat yaşamak bir yanda inanmadığın bir savaşta, senin koymadığın kurallara rıza göstererek ve başkasının doğrularına teslim […]

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön