İçimde Kalacağına

sahne senin

Konser başlamadan önce havayı kaplayan akort seslerini dinlediğimi hayal ediyorum, gözlerim kapalı. Obuadan el alarak tek tek ve hep birlikte “ben de buradayım” diyen yaylılar, nefesliler, vurmalılar… Tiz ve pes seslerin heyecan verici nota karnavalı… Birbirinden ses alarak sesini çıkarmanın ve varlığını duyurmanın tadını hatırlayan enstrümanlar… Ve tabii onları hünerle konuşturan eller, kulaklar, ciğerler…

Çocukluğumun klasik müzik konserlerindeki bu kendince düzenli sesler bana ne büyük bir kakofoni gibi gelir ve nasıl her seferinde küçük birer girdap döndürürdü içimde…

Kahvaltıda ne yediğimden çok daha net hatırlıyorum: İlla ayağımı vuran siyah rugan ayakkabılarım, çaktırmadan beyaz çorabın üstünden kaydırırım. Beyaz gömleğim, ufak dantel süsleri var, o da gırtlağımı sıkmakta, rahat nefes alabilmek için onu da ufak hareketlerle yandan çeke çeke açarım. Ve nihayet ışıklar kapandı, gereksiz ses ve devinim dindi. Hadi artık konsere başlayalım!

Peki, başladık mı?

Hepimiz değil, her zaman değil.

Bana bazen hala ses alıyormuşuz gibi geliyor başlamak için… Hayata adım atmak için…

piyano çalan bebek

Senin Sesin Nerede?

Hep ses alıyoruz ama ses çıkarmıyoruz. Akort ediyoruz çalgımızı ama çalmıyoruz. Sanki parçada girmemiz gereken bir yer var. Oraya kadar sabrediyoruz, sayıyoruz, bekliyoruz ama bir türlü gelmiyor sıramız. Akan ses seline karışamıyoruz, yaşamaya başlayamıyoruz.

Bazen diyorum ki konser öncesi hazırlığın içimizde yarattığı o koca beklenti silikleştiriyor belki seslerimizi. Belki sahne korkusu yaşıyoruz. Belki sesimiz çatlayacak, kemanın yayı elimizden uçacak ya da piyanonun tuşu kırılacak diye korkuyoruz. Seyirci sevmezse, şef beğenmezse…

Nedenler çeşitli, çoğu anlaşılabilir de! Ama bunlar gerçeği değiştirmiyor: Yer yer konuk sanatçılarla renklense de herkesin hayatı tek kişilik birer performans. Üstelik hazır olsak da olmasak da çoktan başladı, doğduğumuz anla birlikte.

Sesini doğru alsan da almasan da doğru çalıp söylesen de bol bol yanlış yapsan da zaten sahnedesin aslında. Ve perde kapanana kadar sahneden canlı yayındasın.

Madem öyle, başla! Zaman dediğin elma şekeri değil, gözünü açtığında erimeye başlayan dondurma!

İyisi mi hakkını ver zamanın. “Ben de varım” diye inanarak bağır. Ciğerlerini kullan, sesini çıkar! Müziğin tadına var. Var ki yaşadığına değsin, tadına var ki önce içinde başlasın alkışlar.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: