İçimde Kalacağına

küskün intiharlar

Sessizliğin ümitsizlikten kaynaklananı, şüphesiz, sessizlik türleri içinde en berbat olanı! Söz ümittir çünkü bazen. Cümle kurmaya mecalin, dert anlatmaya niyetin kalmamışsa suçu her zaman aynada aramamak lazım. Çünkü bazen de bunun sorumlusu sokak kapısının öte yanında bile olsa, hatta dış kapının mandalı bile olmasa aklımızın içinden çıkmayanlardır!

Ruhsal yorgunluğa ya da son yıllardaki popüler tabiriyle tükenmişlik sendromuna giden yollar bu taşlarla döşeniyor işte. Huzurlu dalga sesleriyle şekillenen pastel renkli deniz camları değil bunlar tabii. Kirli ve yorgun kaldırım taşları, kavgada hırsla atılan… Ya da sancılı, yırtarak düşürülen taşlar gibi…  Beğenmeyen sesler, döven gözler!

Ruh Katili

En kötüleri de sahte bir nezaketle inceden inceye sokulan laflar, kaldırılan kaşlar… Bir de kendine benzeyenden başkasına yaşam hakkı tanımayan, kendisininkine benzemeyen ruhların hepsinin katilliğine soyunanlar!

Bugün ben de suskunum. Söz söylemeye kalkacak olsam anlaşılacakmışım gibi hissetmiyorum. Ergenliğin meşhur “kimse beni anlamıyor” çığlıklarından atacak, kapıları çarpacak halim yok! Sükûnet içinde bu hissin bana ne dediğini anlamaya çalışıyorum.

Hatta düşünüyorum da bazen anlaşılmamak o kadar da kötü bir şey değil. Ama duyulmamak başka işitilmemek başka! Kulak vermemek başka söyleneni tersyüz edip kötü niyetle yanlış anlamak ve hatta anlatmak bambaşka!

Oysa “insan konuşa konuşa anlaşır” demişler, belki eski moda ama ben buna inanıyorum. O yüzden aynı dili konuşmanın, ayrı telden çalsak bile birbirimizi dinlememize ve anlamamıza yardımcı olacağına inanıyorum. Daha doğrusu buna inanmak istiyorum.

Ama anlaşmak amacıyla değil kazanmak amacıyla konuşuyor insanlar bazen. Her konuşma yeni bir tartışma oluyor dakikalar içinde. Ve bu da insanın insanlığa olan inancını zedeliyor durduk yere…

Ne olur sanki, oturup iki lafın belini kırsak! Bir sohbeti de pinpon maçına ya da ego savaşına döndürmeden başlayıp sürdürüp güzelce noktalasak. Ama yok! Bu aralar hep bir mahalleler arası turnuva misali geçiyor ömrümüz.

Bilmem kaçıncı yüzyıl Avrupasında banyo hasretini parfümle yıkanarak gidermeye çalışanlardan olmak istemezdim ama bu devir de hakikaten çekilir nane olmuyor bazen!

İçimde Kalacağına

Akıl tutulması değil ay ya da güneş tutulması istiyorum! Dilimizdeki, kuruyan vicdanlar değil kitap arasında kurutulan çiçekler olsun istiyorum. “Söz bitti” değil, “hasret bitti” olsun!

Bir çocuk düşünce, “acıdı mı?” diye soralım, gözyaşını silip gofretle avutalım istiyorum, önce kimin çocuğu olduğuna bakmadan. İnsanların yarasına, yasına merhamet; kutsalına, hastasına saygı gösterelim istiyorum.

Hayatının baharındaki bir insan kendini pencere pervazından boşluğa bırakıyorsa orada bir durup düşünelim istiyorum. O kayba üzülmek için önce bir kadın mı kız mı, erkek mi gey mi diye bakmayalım istiyorum. Baskılardan sıkılıp mı atlamış? Hayattaki yolunu kaybetmiş diye mi atlamış? Babası hapiste diye mi atlamış? Biri mi itmiş, canına mı kastedilmiş? Bir insan evladının ıstırabını paylaşmak için illa da acının kaynağını, ölüp gidenin kimliğini merak edip kalbimizi taraftar naralarıyla değiş tokuş etmeyelim istiyorum.

Çok şey istiyorum, biliyorum. Konuşsam kimsenin işine gelmeyecek, dediğim işitilmeyecek, niyetim dinlenmeyecek, kimse sözdeki ve dilekteki iyiniyetli incelikleri kavramaya uğraşmayacak, söylemek hiçbir işe yaramayacak, kimse için tek bir şey değişmeyecek, hepsini biliyorum. Zihnimin içinde saniye sektirmeden konuşan seslere inat, susuyorum.

küskün intiharlar” üzerine 8 görüş

  1. Başından sonuna haklısınız. Haklısınız da haklı olmak neyi değiştiriyor ki? Böyle durumlarda insan haklı olmaya bile korkuyor artık.
    Ülkede yaşanan son iki intihar bize keskin çizgilerle gösterdi ki ölümler bile işimize yarayacaksa tepki gösteriyoruz artık. Çok yazık!
    Tıp öğrencisi Enes Kara (22) intihar edince kaldığı yurttan dolayı ortalığı ayağa kaldıran kesim, lise öğrencisi Bahadır Odabaşı (16) intihar edince babasının KHK’li oluşundan dolayı bir anda sus pus oluyorsa gidilecek çok yolumuz var demektir. İnsanlığımızı ciddi manada sorgulamamız gerekiyor. Bir de iki olayda da sessizliğini koruyan bir devlet (daha ziyade hükûmet) var ki anlaşılır gibi değil. Biz Müslüman falan değiliz ya!
    Gencecik iki insan kayıp gitti ellerimizden. Ne söylesem soğumayacak içim. :((

    1. Maalesef, hemen herkes, hemen her kesim aynı şeyi yapıyor. Ve öyle olunca da ayrılık gayrılık döngüsü kendini yeniden üreterek ve hatta dozu artarak devam ediyor.

      Oysa diyorum ki naçizane, bu iki çocuğa birden üzülebilmektir insan olmak, demokrasiye inanmak. Onlara üzülürken gece dışarıda eğlenmeye çıktığında içki içip balkondan düştüğü söylenen yoğun bakımdaki kızı, Sedefnur Çağlar’ı (Kocaeli), ahlaken yargılayıp “o da haketmiş” dememektir. Bir haftadan az süre içinde şüpheli biçimde camdan atlayarak intihar eden en az iki kadının Adile K. (Gaziantep), Melike Şahin (Konya) yasını da bu ilk üçüyle birlikte tutabilmektir…

      1. Çok haklısınız diyeceğim ben de herkes gibi .Malesef haklı olmak birşeyleri değiştirmeye yetmiyor.Yazılanları okuyup “ah ne kadar da haklı bir yazı ” dedikten sonra herşeyi unutacağız yani:( her zamanki gibi..

  2. Çok haklısınız, söylenebilecek her şeyi söylemişsiniz. Her olan biten şey gibi unutucaz daha doğrusu unutturacaklar! Ve bizler sitem etmeye iki kelam etsek; ne değişiyor ki demeye devam edeceğiz. 🙁

    1. Gerçekten de inanılır kısır döngü değil!

      Başkasının acısına eli yüreğinde yaklaşanların sayısı artıkça herkesin çektiği acıların da azalacağına inanmak istiyorum.

  3. merhabalar ( :
    herkesin okurken öz eleştiri yapması gereken bir yazı olmuş. birbirimize hangi ırktan, hangi cinsel yönelimden, hangi dinden, hangi ideolojiden olduğuna bakmadan sadece insan olduğu için değer vermeli, anlayış göstermeliyiz. şu “En kötüleri de sahte bir nezaketle inceden inceye sokulan laflar, kaldırılan kaşlar… Bir de kendine benzeyenden başkasına yaşam hakkı tanımayan, kendisininkine benzemeyen ruhların hepsinin katilliğine soyunanlar!” sözünüz günümüz Türkiye’sini en yalın hâliyle özetliyor. insanların “mutsuzluktan”, “umutsuzluktan”, “sevgisizlikten”
    dolayı yaşamlarına son vermediği, anlayış gösterilebilen, empati yapılabilen güzel günlere..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: