İçimde Kalacağına

ses hırsızları

Bazı çocuk var ki çok konuşuyor. Buldozerlerle ejderhalar, sallanan dişlerle aya giden insanlar arasında normalde olmayan bağlar kurarak, coşkuyla, safça, durmadan usanmadan konuşuyor. O yetmiyor, ses hızına karşı, onunla tam gaz yarışırcasına ardı ardına sorular sıralıyor. Cevapları irdeliyor, didik didik ediyor, mıncıklayıp kenara atıyor. 

O güzelim parlak kafa uyuyana dek çağrışımlar denizinde hayalle gerçek arası bir çocukluk bilincinde akıp gidiyor. Söyledikleri umursanmıyorsa, işitilmiyorsa küçük kalbi kırılıyor, bazen dünyası artık ifade etmeyi denemekten vazgeçeceği bir ıssızlıkta yalnızlaşıyor. 

Bazı büyük var ki konuşmak istiyor. Misal bu ya, çocukluğunun geçtiği, anılarının biricik sahnesi olan sokakta, semtte, kentte artık mekan neresiyse, büyük değişiklikler olacaksa önceden bilsin, fikri sorulsun, merak edilsin istiyor. Sokakta kahkaha atabilsin, denize karşı gönlünce şarkı söyleyebilsin, kendini kendi bildiğince, özgürce ifade edebilsin, kimse “aa öyle de olmaz ki, yapılacak şey mi” diye onu azarlayıp incitmesin istiyor. Sokakta, sosyal medyada, dost sohbetlerinde, fikri sorulduğunda, yüreğinden ya da aklından geçeni kaygısızca söyleyebilsin, bu yüzden linçlenmesin, yargılanmasın, garipsenmesin, ötekileştirilmesin istiyor. 

İçimde Kalacağına

Aklındakini söyleyebilirse, etrafındakiler de açık fikirlilikle onu dinlerse hissettikleri içinde tıkılıp kalmaz, paylaşılır, adı konur, belki bir ortak çözüm bulunuyor diye bir yuvarlak yer sofrası istiyor.  Sadece seçim zamanı çalınmasın kapısı istiyor, seçimden sonra kapanmasın yüzüne kapılar istiyor. Gönlünden neler neler geçiyor ama yoksul bir evin yenik umutsuzluğu içselleştirmiş büyük çocuğu gibi kırmızı bisikletleri, parlak mavi topları, koca külahlı dondurmaları, yeni çıkan spor ayakkabıları, iPhone’ları vb yutkunarak izlemekle yetiniyor. İşi şişiyor, şişiyor, şişiyor.

Masaldaki kurbağa misali patlamıyor belki ama göğsünde nefesi tıkanıyor.

Dediği dinlenmeyen çocuklar da söz hakkı verilmeyen büyükler de ses hırsızlarının onlara reva gördüğü mutsuz, tatminsiz hayatlar yaşıyor. Çünkü kendini ifade etmek kadar sahici bir ilgiyle dinlenmek de gerekiyor. Kaç gece tek kişilik yemek pişirip karanlıkta tek başına yemeğini yiyebilir ki insan?

Doğruları söylemek, kendini şekilden şekle sokmak zorunda hissetmeden, olduğu gibi söylemek de bir ihtiyaç. Varlığını var olduğunca vuramazsan dışa, insanlar seni mi seviyor yoksa senin sevilmek için gözlem yaparak tasarladığın kesip biçip kuşandığın maskeni mi seviyor nereden bilebilirsin ki? 

Üstelik ses hırsızları herkesin sesini çalmıyor. Yaptığını sessizliği, huzuru temin etmek için de yapmıyor. Senin sesinde onların kulaklarını tırmalayan ne var? Neden radyo kanalını değiştirmek yetmiyor? Niye duydukları hoşlarına gitmiyorsa kulağını başka yere vermek akıllarına gelmiyor? Kim karga, kim serçe kim karar veriyor? Belki bazılarımız kargaları serçelere, martıları güvercinlere, hint bülbüllerini papağanlara yeğ tutuyor. Ya da belki hepsi bir koro oluştursun kakafoniden senfoniye ulaşana dek prova alsın istiyor, bunu denemek için gönüllü oluyor. Ne demiş atalarımız “Ses çıkmazsa gönül durulmaz, kuş uçmazsa bulut avunmaz!”

Zebra ispinozları şarkı söylemek istiyor!

Kargalara saygıyla:

Golden Salt – Ballad of the Crow [OFFICIAL VIDEO] – YouTube

ses hırsızları” üzerine 2 görüş

  1. günaydınlar ( :

    harika bir yazınızla daha rastlaştım. okudukça okuyası geliyor insanın yazılarınızı. ( : insanları ne kadar gerçekçi ne kadar etkileyici tasvir etmişsiniz. umarım herkes içinden geldiği gibi yaşayabileceği, istediği şarkıları özgürce söyleyebileceği bir hayata sahip olur.

    sevgilerimle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: