İçimde Kalacağına

kaç paralık insan

Bir insanı değerli yapan şey nedir? Ne iş yaptığı mı? Kaç çeşit yemeği parmaklarını yedirecek kadar iyi yaptığı mı? Kaç okul bitirdiği mi? Her sabah kaç kişiye günaydın dediği mi? Ne kadar kazandığı mı? Kaç çocuğu sevindirdiği mi? Şarkı söylerken içini titretmesi mi?

Ne zaman insan olur insan? Birini mutlu edince mi? Kendini mutlu edince mi? Birini mutlu etmeden mutlu olmak mümkün mü peki?

Bazen anketlere cevap verirken yaparız aynı şeyi: Doğruyu söylemeyiz. Onun yerine karşımızdakinin duymak istediğini zannettiğimiz cevabı veririz. Veya doğru olduğunu düşündüğümüzü söyleriz. Ama işin doğrusu o değildir. Kazın ayağı misali! Doğruluğuna inandığımızla gerçekte yaptığımız aynı şey değildir. Fark etmeyiz ya da etmemiş gibi yaparız. İşimize gelmez, üstünü kapatırız.

Mesela “insanı değerli yapan şey ne kadar kazandığı değildir tabii” deriz çoğumuz. “İyi insan olmak başkalarının hayatına dokunmak”tan geçer diye yanıt vererek ne kadar yüce gönüllü olduğumuzu kanıtlarız adeta! 

İçimde Kalacağına

Oysa çoğumuzun içini çoktan zehirlemiştir para eşittir başarı eşittir insani değer saçmalığı! Biri yeteri kadar kazanmıyorsa burun kıvırırız. Çocuğuna istediğini alamıyor mu, kira öderken zorlanıyor mu, ayın sonunu zor bela mı getiriyor? Üstelik bunlarla ilgili kendini kötü mü hissediyor? Hatta ara sıra gözleri buğulanarak azıcık dert yanmaya mı kalkıyor? 

Hemen cırcır etmeye başlar içimizdeki yargı canavarı! Susarız ama dırdırlanırız çoğumuz. Tabii hepimiz değil, sadece çokbilmiş, asabi, yaşı geçkin komşu teyzeler gibi olanlarımız: “Eeee önceden düşünecektin sen onu. Yakışıklı diye gönül verip çulsuzun tekine varmayacaktın. Ne demişler başından önce … kalkanın… Hem sonra madem evleneceğim de evleneceğim diye tutturdun. Gençliğinin güzelliğinin zirvesindeyken istediğine vardın, tak diye çocuk yapmayacaktın. Madem yaptın ikincisini de pırt diye arkasından çıkartmayacaktın. Bunları düşünmek için çok geç kaldın kızım sen! Geç! Artık o hooooo! Madem yedin bir nane, sonucuna da kuzzu kuzzu katlanacaksın!”

İnsanları hele de pek hali vakti yerinde olmayanları yargılamayı bir hak hatta görev addedenlerimiz var. Peki neden? Gerçekten merak ediyorum. Dünya üzerindeki zenginlik, bolluk, bereket insanlar içinse… Ve tüm insanlar eşitse. Ama herkes bu iyiliklerden eşit pay alamıyorsa… Ve bu durumdan dolayı haliyle mağdur ve dezavantajlı vaziyetteyse… Niye bir de üstüne bu halleri onların suçu ve sorumluluğuymuş gibi bir tavır takınıyor bazıları?

Yargılayanlara bu hakkı veren, kendilerini üstün görmelerine izin veren nedir? Kendileri kadar şanslı ve avantajlı olmayanlara saygı duymaktan, onlarla empati kurmaktan, evdeki eskileri vermenin ötesinde onlara el uzatmaktan, hayatlarını kolaylaştıracak adımlarla destek olmaktan alıkoyan nedir? 

Kalplerini bu kadar katı, gözlerini gerçeklere kapalı yapan nedir? Dünyadaki bolluğun paylaşmakla bitmeyecek kadar çok olduğunu mu bilmiyorlar? Sevginin paha biçilmez olduğunu mu unutmuşlar?

Mevcut düzen bir şekilde varsılların yüzüne gülmüş. Diğerlerininkineyse utanmadan neredeyse tükürmüş! Bu maddi varlık yokluk dengesizliğinde katkısı olan bütün bireysel kararları ve sonuçlarını bir yana bırakarak samimiyetle öğrenmek istiyorum: 

Hırsızın hiç mi suçu yok?

kaç paralık insan” üzerine 2 görüş

  1. Değerlilik, doğuştan sahip olduğumuz ancak zamanla yitirdiğimiz bir şeydir. Yaşamımız da bu değeri koruma ve devam ettirme üzerine kuruludur.

    Ancak tüm bunlar yine de “bir insanı değerli kılan şey nedir” sorusunu yanıtlamıyor farkındayım.

    Çünkü günümüzün değer kriterleri ekonomik güç, sahip olduğumuz meslek veya kariyer grubu üzerine kurulu. Hatta nasıl göründüğümüz!

    Ve bu kriterlerin tamamı toplumsal statüdeki konumumuzu belirliyor. Konumumuz da doğal olarak toplumdaki değerimizi. (Diğer bir deyişle kaç paralık insan olduğumuzu)

    Peki gerçek değer bu olabilir mi ya da olmalı mı?

    Bence asıl konuşulması gereken konu bu.

    1. Yorumunuz için teşekkür ederim.

      Yazıdaki “Oysa çoğumuzun içini çoktan zehirlemiştir para eşittir başarı eşittir insani değer saçmalığı!” ifadesinden de anlaşılacağı gibi yazdıklarınızın çoğuna harfiyen katılıyorum.

      “Değerlilik, doğuştan sahip olduğumuz ancak zamanla yitirdiğimiz bir şeydir.” sözünüz hariç. Çünkü sosyalliğimiz var olduğuna inandığımız değerin yok edilmesine sebep ya da bahane olmamalı. Ve bu sadece öğrenmek ve yüzleşmekle mümkün.

      Bu konudaki fikirlerimi paylaştığım bir diğer yazımı daha paylaşayım isterim, daha net bir resim çizebilmek adına.

      https://icimdekalacagina.com/kandirikci-kapitalizm/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: