İçimde Kalacağına

hülyalı günler

Daha yeni karşılaştığım ama eminim başka bir hayatta yakından tanıştığım genç ve güzel kadına “Kırıl ama sakın ha yıkılma!” dedim geçen gün, durup dururken. Sonra da kendime şaştım. Çünkü aslında tavsiye veren bir insan değilim ben, en azından bildiğim kadarıyla değilim. Birilerinin rüyalarına sızıp nasihatleri sıralıyorsam ondan da haberim yok. Ama olabilir de tabii: Sonuçta rüyalara girenlerin illa da ak sakallı dedeler olması şart değil, hümanist evrenselcilerin de söyleyecek bir çift lafı var şu hayatta!

Neyse tavsiye konusuna dönecek olursak. Ben tavsiye vermem tamam da asıl ilginç konu şu: Vereni de sevmem. Nazikçe geçiştirmeye çalışırım, yüzüne karşı bozuntuya vermemeye uğraşırım ama sevmem yani. Elimde değil, haz etmem, istesem de edemem.

Ne yolda gördüğü taze anneye “Bu sıcakta hırka giydirilir mi? Çocuk kurdeşen olur, kurdeşen” diyeni severim… Ne sosyal medyada “Okuduğunu anlamamışın ki oku kardeşim, oku” diye atarlanan hoşuma gider… Ne “Dolma öyle sarılmaz. Bak böööle, burdan kıvırcan, baksana” diye anlatan ruhumu okşar… Ne “Vergi diyorum, emlak vergisini yatırmış mıydınız?” diye üç kat yukarıdan yırtınan komşu teyze sempatimi toplar… Böyleleri ve benzerleri benden ne kadar uzak olursa, ben o kadar mutlu olurum! Durum bu!

İçimde Kalacağına

Eminim hepsi de iyi niyetli. Hepsi de her şeyin en iyisini biliyor. Onlar için çok seviniyorum ve tamamına hayatta başarılar diliyorum. Ama benim olayım başka maalesef. Ben burnunun dikine giden soyundan geliyorum. Bu kanatları o burnu kıra kıra yoktan var ediyorum. Bunu bilip bunu yapıyorum, başka bir yöntem öğrenmekle de ilgilenmiyorum. İyi mi yapıyorum, sanmam. Ama uygun fiyata memnuniyet garantili ruh nakli yapan bir yer de bilmiyorum!

SAF BİR SEDEF TOZU

Peki o zaman diyeceksiniz haklı olarak, sen niye öyle dedin bugün? Bilmiyorum. Ben de onu sordum zaten sonradan kendime: Galiba nedeni şu: Kendine ve karşısındakine karşı dürüst olabilen insanlar… Ve hatta kalbini saklayan zırhı çıkararak kollarını bile kavuşturmadan cesaretle duygularını paylaşanlar… Öyle ender, o yüzden de öyle değerli ki… Birlikte yaşanan anı öylesine yapmacıksız kılıyor ki… Onu adeta saf bir sedef tozuyla kaplıyor… Ortaya çıkan küçük anı parçalarını özenle simli iplere dizip lavanta tarlalarına kayın bir tepeye kurulmuş ağacın dallarına asıyor. Sonra o sihirli rüzgar çanı, insanlığa dair umudunu kaybedecekmiş gibi hisseden biri olsa hemen rüzgar olup kulağına ümitli ihtimalleri fısıldıyor. Bu sayede iyi, kötünün karşısına bir kez daha cesaretle dikilecek cesareti buluyor kendinde. Arkasındaki iyiliğin görünmez elleri onu desteklermişçesine.

Bütün bunlar, bir kişi -mış gibi yapmak yerine gerçekten de olduğu gibi olabildiğinden… Doğrusu şöyle davranmak olurdu diye dertlenmek yerine içinden geleni yapma, söylemek istediğini söyleme cesaretini gösterebildiğinden… Kalbinin kırılmasını göze alabildiğinden oluyor…

Çünkü kalp varsa büyü var. İnsan var. Umut var. Yaşam var….

KALP KIRILSA DA HAYAT DEVAM EDER

Ve kalpler kırılır, bazen. Ama kalpler yapılır da. Daha iyisi bile yapılır kırık bir kalbin parçalarından. Çünkü bazen insan büyür, kalbi küçük kalır. Ya da bazen kalp yorulur, kalp solar, dağılır… Ya da olur ya, yanlış insanlara kaptırılır… Veya o yapmaz sandığın kişilerce hor görülür, hiç hak etmediği kadar çok hırpalanır… Ama bence insan yıkılmadıkça kalp kırılsa da hayat devam eder. 

Hem de ki ben yanılıyorum. Ve kalbin kırıldı, hayatın bittiğine inanıyorsun. Bulduğun ilk damdan atlayacak mısın? Bütün gün odanda ağlayacak mısın? Ormanda kalbini yerinden çıkarıp kutu içinde kötü kraliçeye götürecek avcıyı mı arayacaksın?

Yaşıyorsan bir nedeni var! Düşün eksik olan ne varsa hayatında, toparla simgelerini küçük bir sepete. Bol bol da tutkal al yanına. Kalbinin de hala işe yarayan parçalarını topla. Hemen kendine eskisinden de güzel bir kalp yapmaya başla. Kalp kırılsın ama ruh yıkılmasın, sen yıkılma!

hülyalı günler” üzerine 2 görüş

  1. Yazdığınız her yazı e-posta kutuma düşüyor, ben onları okumayı çok istiyor ama erteliyorum hep. Üşengeç bir ruh halim var son dönemde. Bu kez inat ettim okuyacağım diye. Başardım.

    Yazılarınızın kendisini okutan havasını seviyorum. Su gibi akıp gidiyor. Ikına sıkıla yazılmamış, belli. Kaleminize sağlık.

    Nasihat verme kısmına gelince… Size biraz katılıyorum biraz değil. Herkesin hayatın bir döneminde tavsiyeye ihtiyacı olmuştur. Sen vermesen, ben vermesem kim verecek tavsiyeyi? 😄

    Üstelik iyiler vermeyince, tavsiye bekleyenler bu kez kötülerin tavsiyelerine takılıp gidiyorlar. Yeniden düşünmelisiniz bu konuda.

    1. Hoş geldiniz sevgili Bir Edip,

      Teşekkür ederim güzel sözleriniz için. Başarmanıza çok sevindim.

      Doğru gözlem, akmıyorsa zorlamayı sevmiyorum…

      Ben de bıraksam bütün gün yorganlara dolanacak bir üşengeçlikte buluyorum kendimi bu aralar. Geçer umarım.

      Aslında yazıda nasihat, tavsiye ve burnunu sokmayı biraz birbirine soktum özellikle. Ciddi bir konuya espri katar da hafifletir belki diye.

      Uzun burunları hiç sevmiyorum. Ama yaşanarak bedeli ödenmiş erdemi elden ele, yürekten yüreğe taşımak gibisi yok gerçekten de…

      İyilikle,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: