özgürlükler savaşı

Pandemi başlayalı yıllar oldu. Virüs ilk ortaya çıktığında, gelişmişinden kalkınmakta olanına bütün ülkeler virüs karşısında alabildiğine afallamıştı. Sanki bu meret, gökten aniden inen bir uzaylıydı, ülke halklarıysa ilk kez UFO gören insanlar!

Kamyon farlarının keskin ışığı karşısında donakalan yavru tavşan misali yaşadığımız zamanlar, sadece zihinlerimize ve yıpranan sinirlerimize kazınmakla kalmadı. Birçok anayı babayı, eşi dostu, karıyı kocayı evlerimizden söküp götürdü.

Sonra aşılar bulundu, yavaş yavaş. Aşı kampanyaları yayılarak hız kazandı. Eve kapanmalar, evden çalışmalar zaten çoktan normalleşmeye başlamıştı. Sonra tam, bulunan aşı ve ilaçlar sayesinde insanlık galiba bu badireyi de atlatıyor demek üzereyken rüzgâr bambaşka bir yerden esmeye başladı.

Anlaşıldı ki aynı havayı solduğumuz ama başka frekansta olduğunu bildiğimiz akrabalarımız, komşularımız, iş arkadaşlarımız gerçekten de başka dünyaların insanlarıydı! Bazı hanelerde anne babayla yetişkin çocuklar hatta eşler arasında bile farklı düşünenler vardı.

Bilimden yana olangiller, çıkan araştırmaları okuyup gelişmeleri anlamaya uğraşıyor, uzman görüşlerini dinliyor, kendisi ve eşi dostu için bilgiye dayalı doğru kararları vermek için çaba sarf ediyordu.

Bir taraftan da aşı sırasını kolluyor. Vakit gelince gecikmeden randevusunu alıyor, aksatmadan aşılanarak her dozda kendisi ve parçası olduğu insanlık için sorumluluğunu yerine getirdiğine inanıyordu. Üstüne düşeni yaptığını düşünüyordu, içi rahattı.

O arada ilk başlarda peynir ekmek gibi kapışılan tuvalet kâğıdı ve el dezenfektanı envanteri normale döndü. Evde ekmek yapma furyası azaldı, günler yeni bir ritimde yaşanmaya başladı. Bu arada, en çok zarar görenler okul çağındaki çocuklar ve gençler oldu. Gamsız geçmesi gereken yılları sekteye uğradı. Eğitim hakları ve düzenleri çarçur oldu. Taze dimağlarına durduk yere kaygılar doluştu.

Bir de zaten hayatını zar zor idame ettirenleri kökünden sarstı bu salgın. Düzenin çeperinde kalmış, imkanları az olan, desteğe erişimi zor olanları iki kere köşeye sıkıştırdı. Yaşamları kararttı, ocakları söndürdü, zayıfı önüne kattı götürdü.

Kör topal da olsa günler aktı. İki ileri bir geri de olsa, hayat bir şekilde devam etti, özellikle birinci dünya ülkelerinde…

Ama olmadı! Bazılarımız ne yaparsa yapsın, ne kadar çabalarsa çabalasın, olmadı. Bir türlü bizi köşeye sıkıştıran virüsü yenmek mümkün olamadı. İnsan bir adım ilerledikçe o ortadaki can pazarı değil de poker masasıymış gibi “gördüm, artırıyorum” diyor, yeni bir varyantla yeniden saldırıya geçiyordu.

Aşılara erişim, aşıların etkinlik oranları, teknoloji, ekonomik etkiler derken zamanla birinci dünya ülkelerinde bile kazın ayağının bambaşka olduğu ortaya çıktı!

Kitle bağışıklığı sağlanamıyordu çünkü o kitlenin bir kısmı bağışıklık gerektiren bir virüsün varlığına inanmıyordu. Mesela Amerika’da dini liderlerden radyo programcılarına, sosyal medyada olay olan isimlerden sanat dünyasına birçok kişi Kovid’e inanmıyordu! Kovid’in de çok umurundaydı!

Rastlantı bu ya, o insanlardan bir kısmı Kovid nedeniyle hastalandı ve hayatını kaybetti. Gel gör ki onu örnek alıp Kovid’e inanmayanlar bu ölümlere rağmen Kovid’in varlığına inanmamaya itinayla devam etti. Kovid’e inanmayanlar, bilime güvenmeyenler, toplumsal sorumlulukları hatırlatıldıkça kendi hak ve özgürlüklerinden söz edenler nuh dedi, peygamber demedi!

Hal böyle olunca, dünyanın özellikle popülist politikalarla yönetilen pek çok ülkesinde zaten kutuplaşmış olan halk şimdi karpuz gibi ortadan ikiye yarıldı!

Bir yanda bilimden yana taraf olup “Bayanlar, baylar ve merdiven kayanlar, hepimiz aşılanalım da bir an önce normal hayatımıza dönelim” diyenler. Öbür yanda “büyük oyunu” görüp “sıvılı” olmayı, aşı süsü altında “çip”lenmeyi reddedenler!

Ne diyeyim ki! Her şeyi beklerdim de bir hastalığın, idrak ve şefkat için turnusol kâğıdı olacağını beklemezdim. Senin özgürlüğün benim özgürlüğüm kavgasının buralara sızabileceğini düşünemezdim. Haklar ve sorumluluklar bilincinin bir ölüm kalım meselesi olabileceğini aklıma bile getirmezdim. Eğer yaşayıp kendi gözlerimle görmeseydim…

özgürlükler savaşı” üzerine 2 görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön