İçimde Kalacağına

öncesi, sonrası

Öncesi ve sonrası hikayelerine bayılırım. Kullanılan tekniği sanatta ve reklamcılıkta sıkça başvurulan kurgusal bir formül olarak görürüm. Ama olsun, yine de her defasında aldanmaya gönüllü olurum. Görüşü ve görünüşü netleştiren o somut zıtlık hoşuma gider. Tabii bir de anlatım tekniğinin kullanıldığı yer gereği bu örnekler hep mutlu sonla biter. Yaşasın!

Mesela banyodaki fayanslar donuk renkli ve kirli mi? Hiç sorun değil! Çünkü şimdi Zorte var, dert yok! Zorte! Yeni mucize banyo temizleyicisi! Zorte, her zaman yanında! Yardım gerektiği her anda! Çağır, Zorte gelsin! Fayansların pırıl pırıl oluversin! Hem de fırçalamadan, durulamadan! Üstelik Zorte ile hemencecik, hiç yorulmadan! Zorte var, dert yok! Zorte! Zorte! Seçkin mağazalarda, marketlerde…

Dahası da var: Bu formül sadece dokunmadan banyoyu temizlemekle kalmıyor. O yalnızca ruj yerine güzellik vaadi, klas araba diye yeni bir ilişki hayali de satmıyor. Aslına bakarsan çok daha derin işlere karışıyor: Mesela bir filmde, romanda, dizide vb çocuk tembel ve yaramazdır. Sonra ne olursa olur, bir mucize gerçekleşir, oğlan çalışkan ve uyumlu oluverir. Ya da genç kadın domestik ve eziktir. Kocası, patronu, arkadaşları tarafından itilir kakılır. Sonra olaylar olaylar ve sihirli bir değnek değmiş gibi o artık amansız bir hak savaşçısı haline gelir. 

İçimde Kalacağına

Küçük kız hep ıslak gözlerle dolaşan mutsuz bir çocukken, şıp diye, girdiği odayı aydınlatan ve çevresine ışıl ışıl bakan bir mutluluk pınarına dönüşür. Tombul amca zayıflar, yaşlı nine iyileşir, falan da fişmekan. Hep tatlı, güzel, oyuncak ayımsı şeyler olur ve okuyanlar ya da izleyenler olarak bizim de hep içimiz iyilikle, ümitle ısınır.

Bir de tabii bunun insanlarla değil mekanlarla ilgili olan türü var. Senaryo bu ya, bir aileye uzak bir akrabadan metruk bir ev kalır mesela. Önce duyduklarına inanamazlar ama tapuyu görünce ikna olup arabaya doluşur gidip bir bakarlar ki! Pey pey pey! Üflesen uçacak bir ev! Belli ki zamanında pek güzel bir yermiş. Ama gel gör ki ne zamandır kimse ilgilenmemiş. Perili köşk mü desem? Örümcekli şato mu desen? Ahı gitmiş, vahı kalmış bir yer. Ama aslında nasıl da güzel! Oturup kara kara düşünür bizimkiler! Ve sonra ani bir karar ertesi işe girişirler: Bir gün, iki gün, haftalar, aylar derken… Bir bakarsın sadece bir evi temizlemekle, onu tamir etmekle, ayağa kaldırmakla kalmamışlar! Aynı zamanda onu bir yuva yapmışlar! Ona bir ruh katmışlar! Hem de bunu birlikte başardıkları için birbirlerine yeniden yakınlaşmışlar! Yeniden sevgi dolu bir aile olmuşlar.

Böyle zamanlarda, bunu izleyip gaza geldiğim anlarda kendime sormadan edemiyorum: Biz niye aynı şeyi dünya için yapamıyoruz? Olan bitenle ilgili şikayet etmek yerine elimizi taşın altına koymuyoruz? Mesela “bu otlar çok uzamış, adam boyu olmuş” diye homurdanmak var. Bir de toza toprağa karışıp ayrık otlarını yolup taşları ayıklayarak orayı bir bahçeye dönüştürmek var. Hatta yediğin meyvelerin tohumlarını biriktirip oraya götürüp can suyuyla karıp toprağa emanet etmek var. Fidan dikmek, onu zamanı gelince aşılamak, meyvesini görünce gururlanmak, sevincini eşle dostla el ele ağacın gölgesinde piknik yaparak kutlamak var. Çiçek yetiştirmek var. Salıncak kurmak var. Yaşamak var!

Var anam var! Bir de o toprakların sahipli olduğu gerçeği var. Suyun bile paralı olduğu gerçeği var. Bazılarının hayallerinin bazılarınınkini kemikleriyle yediği gerçeği var! 

Yine de seçim bizim: İstersek, alırız kovayı ve Zorte’yi elimize, sararız ipi de belimize, düşeriz hayalimizin peşine. Hac yolunda karınca misali belki, belki trilyonlarca karınca ailesi misali…  Ya da “deniz manzarası ve bulutlar bile parsellendi, ormanlar az ve uzakta, dereler kirlendi” ezberleriyle koyarız donuk önceki hali fotoğrafını önümüze. Otururuz oturduğumuz yerde! Ki katılıyorum, bence de en konforlusu, en temizi o! Çayın altını yakmıştım zaten, oturup izleriz yine, kestane kebap da mis gibi olur beş dakika içinde!

öncesi, sonrası” üzerine 6 görüş

  1. merhabalar.. ( :
    ahh yine ruhuma dokunan muhteşem bir yazı kaleme almışsınız. şimdiye dek okumaktan en keyif aldığım, en etkilendiğim iki-üç blog yazarından biri olduğunuzu belirtsem yalan söylemiş olmam sanıyorum. kaleminiz son derece kuvvetli, betimlemeleriniz harikulâde. umarım bu naif paylaşımlarınıza her zaman devam edersiniz. size sıcak bir yaz akşamında güzel bir anadolu kasabasından çok selamlar, sevgiler gönderiyorum..
    hoşça kalın..

    1. Merhabalar,

      Yorumlarınız o kadar güzel ki, öyle içten ve sahici ki onları çerçeveletip asasım geldi.

      Siz hep okuyup yorum yazın, ben de onları okuyup yazı yazayım. Böylece ikimiz de bu koca dünyada ve bu uçsuz bucaksız dijital okyanusta yalnız kalmayalım. Hatta iyi kalpli arkadaşlara da haber verelim. Kır düğünleri gibi neşeli uzun sofralar kurarak, yiyeceklerimizi paylaşalım, doğaçlama şiirler ve her dilde türküler söyleyelim. Olur mu?

      İyilikle, güzellikle, sevgiyle,

      1. ahh ne kadar zarifsiniz..
        sizde böyle güzel hisler uyandırdıysam ne mutlu bana. en kısa sürede diğer yazılarınızı da okuyacağım. ayrıca dostlara ve diğer okuyuculara da haber salacağım bu harikulâde yazılarınız daha çok kişiye ulaşsın diye. böylece uçsuz bucaksız dijital ortamda yalnız kalmayalım ( :

        iyilikler, güzellikler hep sizinle olsun..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: