kurabiye büyüsü

Mekanlar da kucaklayıcı ya da dışlayıcı olabiliyor, aynı toplumlar gibi… İnsan bazı yerde kendini ilk kez gitse bile evinde gibi hissediyor, bazı yerdeyse en sıcak günde bile belkemiği tekinsiz bir içgüdüyle üşüyüveriyor.

Doğru tahmin, bugünlerde ev ve yuva üzerine düşünüyorum. Büyüdüğü göçebe topraklarla nesillere yayılan kişisel göçmenlik öyküsünden ortaya karışık bir çoban salata yapan bana da o yakışmaz mı zaten?

Soruyorum kendime nedir bir evi “benim evim” yapan o an?

İlk görüşte aşk değildir birçoklarımız için sanırım ama içine doğan iyi bir hisle başlar çoğumuzun yeni bir yuva hikayesi… Bazen arka bahçedeki yıllanmış ağaç… Bazı zaman tam emlakçıyla evi dolaşırken arka camdan içeri doğan akşam güneşi… Bazı seferse sadece ve sadece kendine ait olan bir dörtduvarın vazgeçilmezliğidir belki de değişim zamanını değişen mekanla buluşturan.

Çocukken kim bilmiyorum ama sevdiğim ve güvendiğim biri “içinde ilk kez uyuyacağın evde uykuya dalmadan önce tutacağın dileğin yerine geleceğini” söylemişti. İnanmıştım, inanmak istemiştim, hala da istiyorum bunu.

Havasına suyuna, enerjisine veya geçmişine kısacası hiçbir şeyine aşina olmadığın bir mekanın soğuk ve yabancı hissine odaklanmaktansa olmayacak bir duaya yüz sürmek yeğ geliyor hala bana…

O yüzden önce perdeleri takıyorum. Yerleri süpürüp toz alıyorum, banyoyu ve mutfağı elimden geldiğince hallediyorum. Yatağı ve yemek yenecek birkaç tabaklık alanı kullanılabilir hale getiriyorum. Sonra kurabiye ve şarap büyüsüne geliyor sıra…

Anneannemin kurabiyelerinden yapıyorum iki tepsi. Onlar olmaya yakınken bir de şarap açıyorum; tadı ne buruk ne tatlı, aynı kederden ve müjdeden muaf bir gün gibi sıradan ama asla vasat olmayan…

İçimden beynime tırmanmaya çalışan “Neresi burası? Neden buraya geldik? Söylesene, biz şimdi neredeyiz?” homurdanmalarının yolunu kesiyorum kurabiye heyelanları ve şarap yağmurlarıyla ardı ardına…

Yetmiyor, bir tütsü yakıyorum. Dünyanın ve insanlığın birbirinin parçası olduğunu, kıtalar ve çağlar arası bir akışla hayata bağlı olduğumuzu, ne yaptığını bilen bir canlı türü olduğumuzu, buna benzer bir tutam sözü mantra gibi kendime tekrarlıyorum. Kesmiyor, Melody Gardot’yu yardıma çağırıyorum.

Azıcık daha destek gerekiyor, kutuları karıştırıp acil durum mumlarını ve çakmakları buluyorum. “Bu da acil durum sayılır” diyerek mumları yakıp odanın içine serpiştiriyorum. Her karanlık aynı değil, malum. Bu karanlığı kendi seçtiğim dost ışıklarla sevdiğim bir loşluğa dönüştürüyorum.

Sakinleşiyor içim mum ateşlerinin yargılamayan sıcaklığında. Melody kara gözlüklerinin arkasından gülümseyerek “böyle böyle… sakin sakin… adım adım…” diye fısıldıyor sanki…

Yeniler, eskiler, döngüler, değişim, akış… Fazla düşünmeden hangi dileği tutmanın beni “ait olduğum yerdeymişim gibi” hissettireceğini duymaya çalışıyorum. Kabusların ağına düşmektense düşlere el uzatıyorum. İyimser rüzgarların tepelerine salıyorum saçlarımı…

Şu anda oturma odasında yerde oturduğum evin arkasında bahçe varmış… Bahçede ağaç varmış… Ağaca kurulmuş bir tahta salıncak varmış… O salıncakta, ılık bir yaz sonu gününde havalara uçmak varmış… Diye düşünüyorum, düşlüyorum, uçuyorum o salıncakta bulutlara, yumuşuyorum…

Neden sonra mumları üfleyip yollanıyorum yatağıma. Melody usul usul çalıp söylüyor hala yanımdaki yastıkta. Tam uyumak üzereyken iyiliğin kollarının iyileri koruyup kollamasını diliyorum ve onlardan biri olduğumu… Uyuyorum uyanmak dileğiyle, son olması istenen yeni bir ev hikayesine başlamak üzere…

kurabiye büyüsü” üzerine 8 görüş

  1. Yeni mekanlarımız, yeni evlerimiz… Başka bir ülkeye, yeni bir şehre, mahalleye veya yeni bir sosyolojiye taşınmak… bir yandan özgürleştirici, bir yandan da sanki biraz ürkütücü. Ama zamanla her şeye alışılıyor, yeni evlere, yeni bahçelere, yeni salıncaklara da. Her mekan insanla mekan olabiliyor aslında, mekanı mekan yapan insandır demişti bir arkadaş zamanında. Özgürleştirici, zira taşınmak fazlalıklardan kurtulmak için de bir fırsat. Süt ve kurabiye öyküleri vardı bir zaman bir mizah dergisinde, şimdi sizinle birlikte şarap ve kurabiye hikayesine evrildi benim zihnimde. Umarım dadından da yenmemiştir hani. Yeni mekanlarımız, yeni hayatlarımız hepimize iyilikler, mutluluklar getirsin. En başta da çocuklarımıza…

  2. Çok güzel anlatmışsın. Sanki seninle beraber yaptık kurabiyeleri
    Yeni bir kurabiye tarifi aldım lor lu kurabiye ( hani Ayvalık ta çok meshurdur)sana onu verirdim.Yeni mekanlar sıcak ve sevdirmişse kendini ne mutlu.Ardindan semti,komşuları da sevmek gelir çünkü. Ama inanıyorum ki sende bu kocaman yürek varken herşeyi herkesi seversin
    Sev de zaten canım. Sevgiyle kal.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: