İçimde Kalacağına

karar versen bi dert, vermesen kaç

Büyük kararlar vermekten oldum olası nefret ederim. Çünkü kararı verene kadar kozlar senin elindedir oysa kararı verdiğin anda kontrol senden çıkar. Ve o saniyeden itibaren senin karara sözün geçmez, o sana hükmeder. Kendi verdiğin karar senin yazgın olur adeta. Artık ok yaydan çıkmıştır ve geriye dönüş yoktur. 

Fani insan canlısının can havliyle sarıldığı pejmürde kontrol illüzyonunun yerinde yeller esiyordur yani. İllüzyon diyorum çünkü evet kararları biz veririz bazen. Ama çoğunlukla mevcut seçeneklere karar veren biz değilizdir. Seçimi yapan zihnin tek hakimi biz değilizdir. Ne kararların sonuçlarını her zaman doğru tahmin edebiliriz ne de doğru kararı vermemiz için bilmemiz gereken tüm bilgilere vakıf olabiliriz. Hiç, doğduğumuz yerdir, ailemizdir, yaşadığımız devir ya da cinsiyetimizdir gibi konulara… Kısacası bizi bize sormadan parça parça biz yapan birçok lego kutucuğuna değinmeyeceğim bile…

İçimde Kalacağına

Neyse, karar diyorduk. Yaşanan gelişmelerle kararın yerinde olduğu anlaşılırsa ne ala. O zaman insan kararından, onun yarattığı durumdan ve dolayısıyla da kendinden memnun olabilir. Ve o memnuniyetin varlığıyla yokluğu adeta nefesinki kadar hayatidir. 

Ama hep öyle olmaz. Her karar doğru olmaz. Cam kırar. Can kırar. Kalp kırar. Kemik kırar. Hane yıkar. Hayat yıkar… Bazı cam yapışır ama izi hep kalır. Bazı kalp affeder ama unutmaz. Bazı kemik kaynar ama sızlar. Bazı insan gider ve yeri sonsuza dek boş kalır…

Kimi kararlar darlar yani insanı sonradan. Gel gör ki kararsızlık da öyledir! Karar veremeden uzayan o lanetli anda ve seçeneklerin arasında debelenmek de ruhunu ezer insanın. Belirsizliğin kımıl kımıl solucanları, rotasızlığın zayıflatan amaçsızlığı sinirleri kemirdikçe semirir. Yorar, azaltır, sakatlar, beterdir yani.

CANIN ÇEKTİYSE ZIPLA

Kafamda bunları evirip çevirirken, psikologların yüzde 10, yüzde 90 teorisine denk geldim geçen gün. Buna göre hayatımızı yüzde 90 oranında belirleyen, içinde bulunduğumuz durumdan ziyade ona verdiğimiz tepkiymiş. Aslında ilk bakışta umut veren bir teori. Çünkü benim anladığım, özetle diyor ki “Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun.”

Bu teoriyi “Canım kardeşim, şimdi bak, sen kararını gönül rahatlığıyla ver. Baktın olmadı, o zaman durumu tekrar değerlendirip başka bir karar verirsin” gibi iyiniyetli ama naif arkadaş tavsiyeleriyle de birleştirince Alis‘in Harikalar Diyarı‘nda mutlulukla zıplayası geliyor kişinin. Sen sen ol, zıplama ya da canın çektiyse zıpla ama çok umut bağlama.

Çünkü ne aynı fırsat bir daha gelir ne aynı duşta bir daha yıkanılır ne de bir önceki kararın elleri ümüğünü rahat bırakır. Olsun varsın. Karar özgürlüktür sorumluluk olduğu kadar. Umuttur yük olduğu kadar. Ve bizimdir sonuna kadar!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: