“Olacak şey mi bu?” diyeceğin her şeyin üst üste olduğu günler vardır hani… İki ayağının bir pabuca girdiği… Dokuz ayın çarşambasının bir araya geldiği… Bir de üstüne başına büyük şehrin hoyratlığının sindiği günler… Evin sokağına varana kadar saatleri saydığın, evin eşiğinden içeriye adım atarken “nihayet” diye mırıldandığın, kapıdan girer girmez soyunup dökünüp kendini duşun kollarına attığın geceler…
Önce bir şaşalarsın suyun altına girince. Neyse ki birkaç saniyeye kalmadan bir su canlısı olarak yeniden doğmaya başlarsın. Her billur damla, avutan bir küçük öpücük gibi alnına yanağına, saçına başına kondukça, milyonlarca minicik el seni şefkatle aklayıp pakladıkça yavaş yavaş hayata döndüğünü anlarsın. Sesine ayrı nefesine ayrı vurulursun suyun… Yavaştan yavaşa, karadan çıkıp suya karışmaya, dertten tasadan arınmaya dalarsın…
O su alır seni, sana ciğer dolusu “illallah” dedirten olaylardan koparıp başka yerlere taşır! Topuna saydırasın gelen insanların seni bulamayacağı, bulsa da o anda dokunamayacağı bir yere kaçırır.
“İnsan insana bunu yapmaz,” “insan olan bunu yapamaz” diyeceğin şeylerin sıradanlaştığını, normalleştiğini ve yaygınlaştığını gördükçe delirecek gibi oluyorum. O yüzden, bu aralar “o sudan hepimize bol bol lazım” diye düşünmeden edemiyorum.
“Ne zaman böyle olduk biz?” “Peki, niye?” “Çözüm nerede?” diye sorasım geliyor. İşiten, cevap veren olmuyor pek, arada gelen cevapların hiçbiri kalbime yatmıyor.
Dünya, yolunu izini kaybetmiş bir sarhoş gibi yalpalayarak kendi etrafında dönerken, bu haliyle, lağıma kaçmış bir plastik topu hatırlatıyor bana. Rengi kaçmış, eskimiş, pisliğe bulanmış!
Parmaklarımın ucuyla tutup sıcak, köpüklü suların altında uzun uzun yıkasam onu diye geçiriyorum içimden… Dünya arınır mı? Çığlıklarına sessiz kaldıklarımızın yaralarına değer mi o su? Susuz bırakılmasına göz yumduklarımızın dudağını, midesini ıslatır mı?
Akıl almaz bir umursamazlıkla yürek dayanmaz bir çaresizlik arasındaki arafta uyuyup uyanırken… Her arada kalışımızda boyumuzun ölçüsünü yeniden alırlarken… Hangi sularda arınabilir insan? O suya muhtaç olanlara meram olamadan?

Şaşırdım, sarsıldım, sevindim okudukça..
Paralel evren.
Şaşırdım, çünkü yakın zamanda bir ameliyat geçirdim. Binbir zorluk, acı, alt üst olmuş bir beden ve zihin. Ne tat, ne yemek içmek, tek bir şeyi istedim, su perisinin kollarında olmayi. Kavuşunca onun şifa veren damlalarına anladım, can suyuydu bu.
Sarsıldım, çünkü uzun zamandır insan iyi bir fikir değildi düşüncesi sardı benliğimi. Ne vardı yaşamın başlangıcında sudan karaya çıkmayı cazip kılan. Uykuya dalmak, rüyaya dalmak için geri dönerken suya tekinsiz karaya neden geri dönmüştü.
Sevindim, yazınızin güzelliğine, dilinizin zenginligine, arayışınıza ve paralel evrenimize
Sevgiyle, saygiyla
Ömer
İyileşmenize çok sevindim sevgili Ömer Can, korkutmayın ne olur bir daha! İyi bakın kendinize hep!
İnsan iyi bir fikir mi, bak işte o başka mesele! O meseleyi masaya yatırmak şart!