İçimde Kalacağına

hangi mantar?

Yeminle artık tıkandım tıkanacağım. Boğazıma, tam şurama kadar geldi! Yeter, dayanamayacağım!

O son kitabı mı okumayacaktım? Neyi yanlış yaptım? Bilgisiz ve o sayede mutlu ölme şansını da böylece kaçırdım!

Doğuştan gelen eşitsizlik. Üstüne sisteme bağlı adaletsizlik. Yetmedi, toplumsal sıkıntılar. O da yetmedi çevre kıyımı ve afetler. Tabii ki kâfi değil: Kovid. Ve son bomba: “Sınırlı nükleer silah kullanımı” tehdidi!

Şeytan mı diyor içimdeki, çiçek perisi mi bilmiyorum. Ama içimde “Elini korkak alıştırmasın, toptan uçursun gezegeni havaya, kurtulalım. Maazallah bir de sakat kalmakla ya da hasta hasta sürünmekle uğraşmayalım” diyen bir deli var!

O deli var ya, benim diyenin aklını karışlar!

İçimde Kalacağına

Düşünüyorum

Düşünüyorum, düşündükçe kararıyorum: Kahramanca vatanını savunanlara uzaktan ne destek verebilirim? Savaşta bile ikiyüzlü maskelerini takanlara ne söylesem içimi soğutabilirim? Dünyanın dört bir yanında yaşayan, İnsanlığa Giriş dersini bile kaçıran insansılara nasıl anlatabilirim ki bir mermi her teni aynı şekilde deliyor tenin rengi ne olursa olsun… Bir bomba saç rengine bakmıyor anında parçalara ayırdığı insanın!

Gerçek şu ki aslında her savaş iyilikle kötülük arasında yapılıyor… İnsanlardan çok devletler savaşıyor. Tetiği çeken elden bile çok “o tetikleri çek” emrini veren vicdan batağa düşüyor. Görüşler, inançlar, ideolojiler güçlülerin ve kötülerin elinde hamur oluyor… O hamur meseleyi özünden çalıyor, suyu bile çürütüyor!

savaşma, barış

Kaç kırk kere savaşa hayır diyeyim? Hem de amasız olarak her savaşa hayır diye özellikle altını çizeyim?

Peki, ben şimdi kendime ne söyleyeyim? Feda ettiklerimi nasıl izah edeyim? Boyu daha bacak, hatta kol kadar olanlara nasıl üzülmeyeyim?

Zaten geçmiş ziyan zebil

An, ha bire sallanmakta!

“Uslu” durmamız ve “doğru” olanı yapmamız için rehin tutuluyordu gelecek.

İşte şimdilerde günün yanında geleceği de cebe attı egemen denen adamlar. İnsanlar değil insanlıktan uzak adamlar. Yeme de yanında yat diyen bir cinnet ihtimaline döndü yaşama uğraşı iyice!

Cayır cayır delirmek işten bile değil bence!

Bir yanım, “daha fazla zorlama” diyor, “bırak, bir cinnet çözsün her şeyi… Bırakalım işi gücü… Dersleri kıralım. Sağlıklı yemeyelim. Yapmamız gerekenleri yapmayalım. Sorumluluklarımızın zincirlerini kıralım. Zorunluluklarla vedalaşalım.

İsteyen tapınakları doldursun, isteyen sokakları… İsteyen hiç unutamadığını arasın, isteyen anne babasını… İsteyen müziğin sesini sonuna kadar açsın, isteyen isyan bayrağını… Artık ne olacaksa olsun. Olsun varsın!”

Bu alışagelmiş kabul!

Bu kendi hayatının üzerindeki haklarından vazgeçmişlik!

Bu yaşamadan yaşamak!

Bu teslimiyet!

Bu güçsüzlük!

Bu çaresizlik!

Bu fil kudreti. Ve ona dur diyen kalp ki fındık faresininkine dönüştürülmüş aslında öküz kafası kadarken!

Yeter!

hangi mantar?” üzerine 6 görüş

  1. Belli ki çok bunalmissiniz.Birisi demiycem birileri sizi çok zorlamış. Ve isyan bayrağını açmış vaziyettesiniz, isyan ediyorsunuz.Biraz sakın olun.Rahatlayin.Hic bir şey hiçbir zaman sonuna kadar iyi ya da kötü gitmez.Yaşam bu işte. Yollar hep engebeli.Hep inişli çıkışlı. Sabır ve sabır. Ama sabrederken de mücadeleyi elden bırakmayacaksın, yılmadan ve usanmadan istediğine ulaşana elde edene kadar çalışıp çabalayıp finalde bayrağı kaldırdığını göreceksin. İşte bu kadar canım. Bunun adı Hayat.Bazen durgun bir su, bazen çalkantılı bir deniz hatta fırtınalar.Guzel olan da bu değil mi? Tekdüze olmaması?

    1. Bu Mart ayından bir yazı, çok yeni değil yani. Ama zaman zaman hepimiz bunalmıyor muyuz?

      Ne hoş bir bakış açınız var, paylaştığınız için şükranla.

      İyilikle, güzellikle,

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: