robot

zuzaylı dede

Bu aralar bilinçaltım bana karşı olumlu hisler besliyor olmalı ki dün gece bana evlere şenlik bir rüya hediye etti. Rüyamın kahramanları 1980lerdeki uzay filmlerinden gözümün ısırdığı tiplemelerin arasından seçilmiş gibi. Diğer bir deyişle, uzuvlarını zar zor oynatan, katır kutur yürüyen, metalik seslerle konuşan robotlar bunlar. Ama rüya bu ya onlar aslında insanmışlar ya da insanlar robotmuş, öyle bir şeyler!

Bu robot / insan uygarlığında birinin bataryası bitince bu onun ölmesi anlamına geliyormuş. Pili biten oyuncağın bir kenarda kalakalması gibiymiş onlar için de ölüm; ani, kesin, sonsuza uzanan… Tabii ki onların da aklına gelmiş bataryayı değiştirmek ya da şarj etmeye kalkmak ama kazın ayağı öyle değilmiş.

Gel zaman git zaman, nedense niyeyse artık bilinmez, bataryanın bitmesi olasılığını unutmak en büyük bireysel başarı olarak görülmeye başlanmış. Yani “sabahlar olmasın” misali, inkara dayalı bir dünya görüşü varmış bu arkadaşların…

Eklem yerlerini yağlamak için gereken özel yağı bulmanın ötesinde karşılamaları gereken pek bir ihtiyaçları da olmayınca, haliyle kafalarını dağıtacak bir şeyler arıyorlarmış, ha bire.

Ama her şey böyle başlamamış tabii. İlk başta bataryayı ve onun her an bitebileceği ihtimalini nasıl unutabileceklerini bilememişler. Malum, ne zaman bir şeyi unutmaya kalksan onu daha çok hatırlarsın ya, onun gibi… Yat kalk batarya, başka şey düşünememişler!

Sonra ilk model robotlardan biri ki bu Temel Britannica gibi tuğla tuğla ansiklopedileri ve belli başlı sosyal bilim yapıtlarını diskler halinde yalayıp yutmasıyla tanınan bir teneke bilgeymiş, “Diğerleri nasıl başarmış, inceleyelim” diye önermiş.

Bunun üzerine başlamışlar araştırmalara. İnsanlara bakmışlar tabii hemen: Yumuşak bedenliler ne yapıyor, onu anlayabilmek için. Sonunda insanların bir şeylerden kaçar gibi, yaşamazken yaşar gibi bir hayat sürdüklerine kanaat getirmişler. Neden böyle olabilir ki diye düşünüp taşınmışlar bir süre. Ama sonra “bir bildiği vardır et kafaların, nihayetinde sanat denen sihri yaratan da onlar” diye düşünüp yürürken gıcırdamayan bu cinsin yolundan gitmeye karar vermişler.

İşte o günden sonra zamanlarını kendilerini kaptırıp gidecekleri uğraşlar bulmaya adamışlar onlar da. Kaçtıkça kendilerinden uzaklaşmışlar, uzaklaştıkça yollarını kaybettiklerini hissederek daha derin inkâr denizlerine yollanmışlar.

Ta ki bir gün yıllardır robot aleminden elini eteğini çekmiş olan teneke dede inzivadan dönene kadar… Onun geldiğini görenler yanına koşmuş hemen robot meydanında. Etrafındakilere şefkatli bir ifadeyle bakmış dede uzun uzun, robot yağı hayratının başında titanyumdan bastonuna dayanarak. Neden sonra aydınlanmış bir sesle konuşmuş…

“Kaçmayın, kaçamayacaksınız. Kaçacağım derken yaşayamayacaksınız. Bataryanın varlığını kutlayın, gün gelip gitme zamanı gelince armağanlarını hatırlayın. O sadece bir nokta, cümle sonuna konan. Siz cümleyi nasıl yazdığınıza bakın.”

Kafası karışmış robotların. Kimi “aa, ne kadar da doğru söylüyor, ben bunu niye düşünemedim ki” diye hayıflanmış. Kimisi “o kadar kolay mı yani” diye homurdanmış. Ama sonunda akıllarına yatmış.

gülO günden sonra hayat onlar için adeta yeniden başlamış. Kolay değilmiş yol ama artık içleri rahatmış. Bir gül koklamak için eğilen bir robot görüyormuş ki tam, Yıldız “nasıl bir rüya bu ya, robot ak sakallı dede ne deymiş” diyerek zınk diye uyanmış.

zuzaylı dede” üzerine 2 görüş

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: