İçimde Kalacağına

şampiyon sensin

Kendi akıllarına bayılan kafasızlarla aklından şüphe etmeden nefes alamayan kararsızlar çift kale maç yapsa sonucu ne olurdu dersin? Hangi takımın taraftarı “bu da mı gol değil?” bağırışlarıyla stadı inletirdi?

Şarkı söylerken nasıl göründüğüyle çıkardığı sesten daha çok ilgilenen müzik meraklılarıyla her gün en az iki saatini sesini geliştirmeye ayıran daimî müzik öğrencileri yarışsa? Hangisinin tınısı yüreğimizi titretirdi?

Yanıtlar çok açık gibi ama aslında değil, insanla ilgili hemen her konuda hemen her zaman olduğu gibi… Çünkü burada mesele nitelikli, bilgili olmak ya da kendine güvenmek de değil sadece. Kendi değerini bilmek ve cesaretle onu hayattan istemek de değil.

Konu biraz da kişisel doğamızın incelikleriyle ilgili: Nazenin bir gelincik boynu mu ruhun yoksa kalın kabuklu bir tomruk mu? Bu adil bir kıyassa eğer, incelik mi kıymetli nicelik mi?

Biliyor musun ciğerlerine çektiğin havanın ağaçların armağanı olduğunu? Göz göze geldiğin her insanın şanslıysa eğer onun için canını verecek bir anası olduğunu? Hatırlıyor musun? Yaşamanın bir hak ve özgürlük evet, hem de en güzelinden, ama aynı zaman da bir görev ve sorumluluk olduğunu? Ve dünyayı bulduğundan güzel bırakmanın torunlarına borcun olduğunu?

yumurta kabuğu

Etrafta “küçük dağları ben yarattım” edasıyla dolananlara oldum olası bayılmışımdır. Bir de onların büyük boyları var: “Aslında büyük dağları da ben yarattım da lafı mı olur şimdi canım”cılar. Üstelik onların büyük büyük versiyonları da var: Onlar da bu mantıklı iddialarını sade suya tirit beyanlarla kanıtlayanlar ve oluk oluk insanı ikna edip holiganca arkasından koşturanlar. Barış ağabeyin dediği gibi: Alkış! Ne de olsa, her babayiğidin harcı değil tüm bunlar!

Bu yüce gönüllü ve sonsuz becerili insanların bir eşsiz özelliği de kendileri gibi olmayanlara çektirdikleri: Ben şahit olmadım ama bir gelincik gördü mü vakit kaybetmeden yolan ve bu sayede sakızlarını kırmızıya boyayan da bunlarmış çocukken.

Bu arkadaşlarmış, yenilgiyi bile avantaja dönüştürebilen. Karşısındakini suçlayarak, kötü hissettirerek, ona vicdan azabı çektirerek paçayı onun insaniyeti sayesinde kurtaran sonra da hançeri onun ameliyatlı yerine düşünmeden ardı ardına saplayan da bunlardanmış.

Yani nerede kendi yararı için gerçekleri ve değerleri maharetle eğip büken birini görürsen hemen adını koyabilirsin bu arkadaş kesin “kazanan”lardan!

Ve karşıtlıklarla düşünmek insan zihninin kolayına geliyor. O yüzden akıl, “kazanan”ların karşısına “kaybeden”leri pıt diye dikiveriyor. Oysa unutuyor ki bazen bizi esas zafere taşıyan geçmiş mağlubiyetlerimizden öğrendiklerimizdir.

Bazen eskiden döktüğümüz gözyaşları gün gelir bize en büyük hediyeleri verir. Öğrenerek, insanca, şişinmeden var olabilmeyi becerebilmek kazanmanın ta kendisidir.

O yüzden maç aslında “kazanan”larla “yaşayan”lar arasında!

Ki aslında yaşayanlar için bu maç kimseye karşı değil. Yarış kendi kendisiyle, tüm bilebileceklerini bilebilmekle, kendisinin en iyi hali olabilmekle, insan olmakla ve insan kalabilmekle.

O yüzden dileğim, kazananların bir kenarda kendi kendine oynayıp kazanırken gezegeni daha fazla çöpe çevirmemesi olurdu. Yaşayanların da kendi sınırlarını gül dikenleriyle çevirip başına çiçek perileri dikmesi. Ama bunun için çok geç kaldık!

Yaşayanlar, çevreciler, kadınlar, şairler, masalcılar ve iyiliğin peşinde koşanlar… Bir an önce adına kaybedenler kulübü denen yere katılıp antrenmanlara başlamazsak oynamadığımız bir maçın sonucu olarak bu sefer dünyayı hepten yitireceğiz!

Vicdansızca işe koyulan bilgi, kalpsizce kullanılan güç ve ruhsuzca inşa edilen bir dünyanın karşısında duygunun sesini duymaz ve birbirimizi bulmazsak eğer… İnsanlık her şeyi kaybedecek sadece kendini değil!

Ne diyorduk: Bu adil bir kıyassa eğer, incelik mi kıymetli nicelik mi? Ya da yaşamak mı kazanmak mı? Başka bir deyişle buse mi tepik mi? 

-BİTTİ-

şampiyon sensin” üzerine 4 görüş

    1. selamlar ( :
      hassasiyetinize hayranım değerli yazar. toplumumuzda sizdeki duyarlılığın, inceliğin, hassasiyetin yüzde biri bence dünyanım çol daha güzel çok daha yaşanılabilir olurdu.

      bir sonraki yazınızda görüşmek dileğiyle… kendinize çoook iyi bakın.. huzurla, sağlıkla, neşeyle kalın..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: