İçimde Kalacağına

patlarım bak!

Bugünlerde kendimi patlamaya hazır cin mısır gibi hissediyorum! Sanki içimi bir ton mısırla doldurmuşlar. Yetmemiş, dünyayı da mikrodalga fırın yapmışlar. Hadi bakalım, kolaysa ayıkla şimdi pirincin taşını ya da benim durumumda mısırın patlamışını patlamamışını!

Herhangi biri kendi duygularına, diyelim hırsına, garezine, dışa yansıttığı öznefretine yenilip konuşmaya ya da davranmaya başladı mı benim mısırlar da ardı ardına pıtırdamaya başlıyor hemen. Nefret ölçer sanki mübarek! Kuşların kalbine indiren havai fişekler gibi ardı ardına geliyor patırdamalar, bir dalaktan bir yürekten!

Önce anlayamadım. Dedim, nereden geliyor bu sesler, bu tereyağı kokusu? Sonra bir iki derken çözdüm meseleyi!

Bünye meteorolojik tabii, üstelik mutluluk da mutsuzluk da havaya karışıyor polen gibi! Güneş gitti mi ayçiçekleri gibi içime kapanıyorum, sabah geri geldi mi heyecanlı yavru köpekler gibi durduk yere sevindirik oluyorum zaten! Bir de üstüne bu: Mis, yeme de yanında yat!

Sonra konuyu biraz araştırınca mısırların güzel duygularla gaza gelip patladıysa tadına doyulmaz, canına tak edip aniden gittiyse zehirli olduğuna ayıyorum. Bu bilgiyi cebe atıp hemen halk sağlığı önlemlerini değerlendirmeye başlıyorum tabii. Ne de olsa ardı ardına gelen pandemi dalgalarında boğulmamaya çalışan herkes gibi ben de kaptım bir iki önemli bilgi.

Önce evimi izole ediyorum ki mikrodalga ışınlarının zararını azaltabileyim. Bu arada çevremi kendim gibilerle dolduruyorum, yani iyi niyetli ve erdem öğrencisi. Acil durumlarda çıkılmak üzere onlarla Mesud*iye taraflarına sanal bir yolculuk planlıyorum.

Sonra soğuk bir duş alıyorum. Lily Allen’ın “Fikrini Soran Olmadı, Canım” şarkısını koyup sesini sonuna kadar açıyorum! Şilebezi bir kırık beyaz bluz, altına da affedersiniz, kısacık bir kot şort çekiyorum. Gökkuşağı bir fuları ıslayıp saç bandı olarak doluyorum ki kafa yanmasın ani bir gazete haberi ya da sosyal medya paylaşımı görüp!

patlamış cin mısırSonra sürahiler dolusu limonata yapıyorum. Dayanamayıp birazını içiyorum, içine azıcık da iyisinden ateş suyu katıyorum. Torbalar dolusu buz alıp depolamıştım zaten anlar anlamaz meseleyi. Bir o kadarını da küvete doldurup kendime bir çeşit güvenli oda hazırlıyorum.

Artık aniden gelebilecek mikrodalga saldırılarına hazır gibiyim. En azından eskisi kadar hazırlıksız ve dayanıksız değilim.

O zaman kafam, yüreğim hafiften sakinliyor ve düşünebilmeye başlıyorum: Bu mısırlar, toprağın armağanı esasen. Bunları doğa bizi beslemek için yapmıştı. Haşlayalım, kızartalım veya patlatalım da tadını çıkartalım diye. Nasıl oldu da içim –ki sadece benim değil hepimizin içi– bunlarla doluverdi? Kim dünyayı zararlı ışınlar ve radyasyon saçan bir fırına çevirdi, bizi de çocuk yemeği seven obur cadı masalındaki gibi bu fırının içine tıkıverdi?

Sonra merak ediyorum, dünyadaki en güçlü mikrofonların çoğu neden sevginin dilini konuşmayanların eline geçti? Kim elleri patlarcasına alkışladı onları? Kim mısırları zehirledi?

Mısır dediğin mısır gibiyken, insan dediğin insan gibiyken, dünya görece barış içindeyken daha iyi değil miydi?

patlarım bak!” üzerine 6 görüş

  1. merhabalar ( :
    yazılarınızdan maalesef bir süre uzak kalmıştım. gelir gelmez son yazınızı okumaya koyuldum. yine o mükemmel yazma yeteneğinizle muhteşem hayâl gücünüzle harika betimlemelerinizle ruhuma şifa oldu yazınız. ne zaman okusam yazılarınızı içime müthiş bir doluyor. okurken hiç bitmesin istiyorum. inanın tüm samimiyetimle söylüyorum bunu.
    iyi ki yazıyorsunuz, iyi ki varsınız..

    çok selamlar, sevgiler..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: