İçimde Kalacağına

kapı önü çalgıcısı

Bugün yine bir şekilde günün sonunu getirip mesaiyi tamamlamayı başarmıştım tam. Bir günün daha çorba parasını alın teriyle kazanmanın iç huzuru üstümde. O huzur sırtımda uçuşan pelerinse, yorgunluğum ayak bileklerime asılan birer pranga. Bir uça bir sürüne süper markete ulaşmayı da başardım sonunda. Şimdilik iyi gidiyorum, küçük, gündelik zaferlerimden memnunum.

Tam o anda kulağıma bilindik bir melodi çalındı. Çalınmak ne kelime, bangır bangır kulak zarımda bangırdadı. Baktım, bir adamcık almış bir akordeon eline, döktürüyor elinden geldiğince. Dikkatli bakınca hatırladım onu. Yanında iki küçük çocuk vardı onu ilk gördüğümde. Bir kağıda “Sokakta kalmak üzereyiz. Yardım edin.” Yazmıştı. Sokakta kalmanın adı bile kötü, hele küçücük çocuklar için… Hemen elimden gelenin en fazlasını ayırarak götürüp kutusuna bırakmıştım. Kimseye de söylememiştim, yapılan iyilik söylenirse büyüsü bozulur çünkü.

Belli, sanatçı değil. Zaten öyle bir iddiası da yok. Taş çatlasa, üç dört parça var bildiği. Döne döne onları çalıyor. Şimdi doğruları saklamak olmaz, (nasıl olsa o bunları okumuyor) doğrusu ya hiç de iyi çalmıyor. Tempo yok, zamanlar kayık, ruhu zaten evde bırakıp çıkmış. Muhtemelen, çalgı aleti, amfi, mikrofon vesaire hepsi ödünç.

İçimde Kalacağına

Bir müzisyen değil belki ama çabalıyor. Sahte bir boyun bükmeyle ve iki yalan sözle değil, çabasıyla, pek düzgün çalamasa da çalmayı denediği parçalarla alacağını umduğu parayı hak etmeye çalışıyor. El açmıyor, müzik sunuyor. Alan olursa, ne ala.

Takdir etmiştim onu, anımsadım. Sonra baktım, bu sefer çocuklar yok yanında. Aaa, tabelasındaki hikaye de başka. Dedim acaba karıştırıyor muyum ben? Yok ama melodileri, dikildiği köşe, büyük levhası, en başta tabii kendi silueti hepsi aynı. Bir hikaye farklı. Uzun uzun yazmış geçen seferki gibi, büyük harflerle, bir dolu ünlemle.

Nasıl olabilir ki bu?

Geçen sefer çocuklarıyla sokakta kalmamak için yardım istiyordu. Bu kez ağabeyi hastalanmış, hastane masrafları için para topluyor. Acaba kira işini nasıl çözdü? Bu devirde, herkes içten çıkarılırken iş mi buldu o zaman? Demek üstüne ağabeyi hasta oldu bu sefer de? Virüs mü acaba? Adamın başına gelmedik kalmadı, görüyor musun?

Düşünüyorum kendi kendime, adımlarım yavaşlıyor kendiliğinden. Bu adamın dertleri bir türlü bitmiyor mu? Yoksa zat-ı muhterem bizi mi yiyor? Öyleyse eğer onun olmayan dertlerinin varlığına inandığım için salak mıyım? Yoksa beni ve ona el uzatmak isteyen herkesi kandırmaya çalıştığı için ona kızgın mıyım?

Biraz daha evirip çevirdim kafamda: Ona verdiğimiz para onu zengin, biziyse fakir etmeyecek. Belki o, o günkü derdini çözecek. Belki bir günlüğüne gününü gün edecek. Canı sağ olsun, olsun varsın. O da bana birine destek vermekten aldığım hazzı veriyor. İnsan olmanın dayanışmak olduğunu hatırlatıyor. Daha ne olsun? Üstü kalsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: