İçimde Kalacağına

İzmir, yaralı kumru

Depremi yaşamamış birine depremi anlatamazsın. Bir zamanlar birilerinin içinde uyuduğu, uyandığı, akşam olunca evim diye döndüğü binaların saniyeler içinde nasıl tost makinesinde bastırılmış gibi dümdüz kalakaldığını… Ve tam yanındaki binanın bana mısın demeden sapsağlam ayakta kaldığını kendi gözleriyle görmeyen birine izah edemezsin.

Yıkıntılar arasında öbür teki kaybolmuş çocuk ayakkabısını, başı kopmuş oyuncak bebeği veya etrafa saçılmış kıyafetleri seçince içine yerleşen garip boşluğu kolayca oradan söküp atamazsın.

Her yeri kaplayan tozu, havadaki adı konamaz kokuyu, ölümle yüzleşmenin içe işleyen korkusunu söze dökemezsin. İnsanların yüzündeki üzüntüyü, şaşkınlığı, sefaleti, kaybı, öfkeyi, yası…

İçimde Kalacağına

Deprem gelirken, sürerken ve giderken toprağın derinlerinden gelen uğursuz uğultuyu… Deprem olurken uzayan uzayan uzayan saliseleri, çaresizliği, paniği, can havliyle yapılan hareketleri, atılan çığlıkları, söylenenleri, hiç söylenemeyenleri…

Biri halıyı çekmedi altından. Dünya toprağını çekti. Toprak, gökdelenler kadar büyük köstebekler deşermiş gibi alttan oyularak dalga dalga kabardı. Onun öfkesini gören deniz, kalktı ayağa, isyana katıldı.

Deprem bu kez İzmir’i vurdu. Kimilerinin “Gâvur İzmir” diye kötülemeye kalktığı cânım İzmir’i. İmbatı güzel, denizi güzel, kumrusu güzel, insanı zarif mi zarif İzmir’i.

Olan ölene oldu. Yaralanana oldu. Evi barkı yıkılan garibana oldu. Enkaz altından canlı çıkarılanlar da oluyor neyse ki. Sayıları artsın, herkes kurtarılsın. Ama öyle ol-a-mayacak. Bugüne kadar hiç olamadı ki. Maalesef günler geçtikçe iyi haberlerin sayısı azalacak, umutlar konduramayacağın düşüncelere dönecek, yine bazı insanların eli böğründe kalacak.

Giden gitti, kalanların da bir kısmı sefil oldu. “Eski meski ama en azından başımı sokacak evim var” diye sevinen dar gelirli ondan da oldu. Şimdi birileri çıkıp engin bilgilerini ve derin görüşlerini paylaşacaktır: Depremin aslında neden İzmir’in suçu olduğunu, neden asıl suçun evini doğru dürüst tamir ettirmeyen insanlarda olduğunu tane tane anlatacaktır, eksik olmasın!  Şimdiden teşekkürler.

Ne denir ki! İşin aslını bilen ama işin aslı işine gelmediğinden doğru pusulaya bakıp yönleri yanlış söyleyenlere. Pusulayı kendi okuyamaz, okuluna gidememiş ki şimdi ne denir öbürüne! 

Şehirlerin adı ve tarihler değişecek; kaderler, fotoğraflar ve manşetler aynı kalacak! Deprem vuracak, malum deprem kuşağı ama asıl yoksulluk vuracak! Ne denir ki! Ne değişir! Ne değişti İzmit’ten beri?

Ne denir şimdi İzmir’e? İzmirliye? 

Zaten yüreği ağzında! “Kalbimdesiniz”den başka! 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön
%d blogcu bunu beğendi: