haftasonu beş gün olsun

Hayatımızdan memnun muyuz? Nasıl anlarız? Gün bittiyse ama o günü hiç yaşamamışız, dahası o günden hiç tat almamışız gibi hissediyorsak… Ne kadar yorgun hatta tükenmiş de olsak bir gün daha yaşamadan yaşlanmayı hazmedip uykuya dalamıyorsak bir türlü… Ya da kalktığımız andan itibaren içeride gizlice tekrarlanan bir “akşam olsa da yatsak” mottosuyla, ancak bir robot canlılığıyla yaşamda varlık gösteriyorsak… 

Yani bir başka deyişle, birileri robotları insanlaştırmaya çalışırken, insan doğan ama günü memnuniyetsizlikle dolan herkes gibi, bırak durup gülleri koklamayı bir yana, burnumuzdan nefes almayı bile unutmuşsak… 

“Bir görev insanı” bilinciyle kaytarmak isteyen yanlarımızı, ödün vermez bir sorumlu yetişkin duruşuyla acımasızca pataklarken gün boyu… Ve akşam olduğunda, bir zorunluluğu bir gün daha yerine getirmekten memnun ama kendinden memnun olmayan bir halde, saatlerin parmak aralarından sızan kum misali eriyip gidişini izlemek giderek daha uzun düşündürüyorsa insanı…

“O zaman bence bulutlar mavi olmasa da olur artık” demek ne kolay olurdu değil mi? “Söndürün yıldızları!” “Tamam, kuşlar da susabilir, ara veriyoruz.” “Kelebeklere söyleyelim, boşuna kanat çırpıp yorulmasınlar, zaten saatleri sınırlı! Aa bilmiyorlardı da şimdi öğrendiler ve koro halinde ağlıyorlar mı? Ne yapalım, demek ki öğrenmelerinin vakti gelmiş!” 

Film setinde çekime ara verir gibi işte “Tamam arkadaşlar, bir saat ara” diyorsun. İşi gücü bırakıp dağılıyorsun ve bir daha da toplanmıyorsun.

Pes etmenin böyle iyi bir yanı var işte: Karar veriyorsun ve yoluna gidiyorsun. Su alan kayığı boşaltmaya çalışmaktan vazgeçer gibi… Kayık ne zamandır yapmak istediğini yapıp batıyor ve sen bırakıyorsun kendini suya… Sen sağ, ben selamet… Sırtında artık sadece varsa giysilerinin yükü, ferahlatıcı bir hafiflikle çıkıyorsun yeni bir yola… Ya da dibe çekiliyorsun, hareketsiz, gürültüsüz, dirençsizce… Ağırlığıyla omuzlarına yüklenen sorundan, yokluğuyla ayağını tekinsizce yerden kesen bir boşluğa düşüyorsun…

Kalkarsan yine düşebilirsin. Kalkmazsan bir daha düşemezsin ama düştüğünle kalırsın ve bir daha hiç yürüyemezsin! Seçim senin.

İsteden Bile Terk Edemiyorsun

Bazen pes etmek gerek. Çünkü bazı şeylerin oluru olmuyor. Bunu kabul etmek de kolay değil ama bu böyle işte… Tüm sanrılarımıza rağmen aslında gücümüz pek az şeye yetiyor. Bir de işin ilginç yanı, bazen asıl savaş pes edince başlıyor. Yani bir cepheden basıp gidiyorsun belki ama savaş alanını hepten terk etmiyorsun. Daha doğrusu, istesen de edemiyorsun.

Buradaki mesele neyi oldurmak için dişini tırnağına takmana değer, ne için hiç uğraşmaya değmez, onu ayırt edebilmek belki de… Bunu başarırsak eğer daha bir memnun oluruz hayatımızdan diyebilir miyim? Bilmiyorum ama yetmez sanırım.

Bunu anlamak için günlerin akıp giderken ağzımızda bıraktığı tada bakıyorum. İçimize siniyor mu yaşadıklarımız, bizi mutlu ediyor mu, ona… Saatlerin ne kadarı sorumluluklara ne kadarı zorunluluklara ne kadarı diğerlerinden kalan zamana sıkıştırılan hayata ayrılıyor ona bakıyorum. 

Kaç günün sonunda, günün arkasından “daha yüzünü bile göremedim, gitme ne olur!” diye koşturuyorum…  En çok da ona bakıyorum… Yaptığım titiz hesaplara dayanarak tatil günlerinin sayısıyla iş günlerininkinin değiş tokuş edilmesi gerektiğine inanıyorum.

haftasonu beş gün olsun” üzerine 4 görüş

  1. merhabalar ( :
    yaşama telaşı hepimizden ne yazık ki çok şey alıp götürüyor. günleri geçiriyoruz fakat geçirdiğimiz günleri “yaşayabiliyor muyuz” asıl sorumuz bu olmalı bence. geçim kaygısı yüzünden insanlık olarak giderek robotlaşıyoruz ve özümüzden uzaklaşıyoruz. insanca yaşayabilmek için tatil günlerinin sayısıyla iş günlerininkinin değiş tokuş edilmesi gerektiği fikrinize sonuna kadar katılıyorum.

    çok selamlar, sevgiler, hürmetler..

    1. Evet, değil mi? Hani yaşamaya gelmiştik?

      Geçen gün yeğenimle arılarla ilgili bir animasyon film izliyorduk. Orada geçen ölene kadar çalışma zorunluluğu diyaloğu bile içimi kararttı! İşin komiği, çalışmak ve üretmek harika uğraşlar bence. Ha bire yan gelip yatmanın da insanın içini kıyan bir sıkıcılığı var. Ama mesele galiba mecbur kalarak çalışmak ve onun beraberinde getirdiği olumsuz hisler… Bir de tabii ne kadar çalıştığınız ve emeğin karşılığını ne kadar aldığınız…

      Sevgiler, selamlar bizden

      İyilikle,

      1. ne güzel özetlemişsiniz arı örneğiyle. mecburiyetten çalışma ve emeğin karşılığının alınamaması can sıkıcı gerçekten. kaleminize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Aramak istediğinizi üstte yazmaya başlayın ve aramak için enter tuşuna basın. İptal için ESC tuşuna basın.

Üste dön