Can için…
İçine kapandın. O kadar çok güneş doğup battı ki üstüne, istiridye olsaydın kocaman bir inci yapardın. İçine oturan sızı, suyun taşıyamadığı kum taneleri gibi deldi kalbini. Çıt çıkarmadın… Zamanla acı ruhuna yerleşti sense acıya. Bildiğin loş, ılık bataklığı boşa çıkabilecek aydınlık ihtimalleriyle değiş tokuş etmek istemedin.
Evinin kapısı sürgülü, perdelerin örtülü ve ihtimal o ki sen köşedeki koltuktasın her gün. Sırtında yılların yumuşattığı hırkan, yanında boşalmaya yüz tutmuş sigaran, çoktan soğumuş çayın… Bir açsan kapını, pencereni, gözlerini; bari aralasan gözlerini: Sana artık öyle gelmese de halen hayatta olduğunu hatırlayacaksın.
