İçimde Kalacağına

onunki hayatsa

Küçük oturma odamın büyük camının önünde genç bir bitki azmanı var. Galiba pitos ailesinden, bir tahminim o. Yerini çok sevmiş bir çalı mı henüz gelişememiş bir ağaç mı ondan bile tam emin değilim. Ama neşeli bir tip ve yalnız kalmayı hiç sevmiyor, tek kesin bilgi o…

Dallarını büyütüp pencereden içeriye uzatmaya çalışıyor bana doğru. Yan masadan yanar dönerli meyve tabağı ısmarlayan toy bir oğlan gibi baygın kokulu çiçeklerini rüzgarla salonuma yolluyor. Parmak uçlarının üstünde yükseliyor pervazdan. Hep ümitle gözlerimi yakalamaya çalışıyor. Bayağı dost canlısı yani anlayacağın. Gün ışığı aşığı kedimle de çok iyi anlaşıyor.

Arkadaş olmak ister gibi, “gel dışarıya oynayalım” der gibi olduğu yerden hemen her gün tatlı tatlı sataşıp kendini hatırlatıyor. Çalışmak lazımmış, para diye bir şey varmış, kira diye bir şey için ondan kazanmak şartmış, falan da fişmekan. Bunun sanki pek umurunda. Ona bazen niye pencereden ona değil de önümdeki ekrana bakmam gerektiğini anlatmayı deniyorum. Fakat hepsi ona vız geliyor tırıs gidiyor…

Onun derdi gücü, yağmur gelsin o karnını doyursun, temiz temiz yıkansın. Güneş açsın, o mırıl mırıl kemiklerini ısıtsın, vitaminlerini kapsın. Her bahar etrafını başka yabani çiçekler sarsın. Uğur böcekleri yapraklarında konaklasın. Arılar etrafında dört dönüp iltifatlar yağdırsın. Toprak onu uyutsun ve büyütsün, korusun ve şımartsın. Gece üstüne pırıl pırıl yıldızlar yağsın. Kışın kar taneleri tek tek üstüne konup yola çıktıkları öte diyarları anlatsın…

Onun dünyası da bu benim anladığım… Düşündüm de onunki mi hayat benimki mi anlamadım. Daha doğrusu onunki hayatsa benimki ne anlayamadım.

Exit mobile version