İlk gençliğimde ne çok şeye kızardım. Hem de ne acayip şeylere ve ne kadar sık! Mesela insanların macera yaşamaya özenip macera filmleri izlemekle yetinmesine kızardım. Bir şeyi yapmayı çok isteyip yapmak yerine içlerinde ukde haline getirmelerine kızardım. Olasılıklar yerine olanaksızlıkları gözlerinde büyütmelerine kızardım. Yola çıkmayı dilerken yol şarkıları dinlemekten ileri gidememelerine kızardım! Sinirden kızarana kadar kızardım hem de!
Birdenbire değil tabii, bedel ödeye ödeye, yıllarla ve eşyalarla birlikte eskiye eskiye! Ancak ne hoştur ki ateşin ve suyun güçlendirdiği çelik gibi bazı cevherler! Yıllandıkça epriyeceğine kuvvetleniyor! Kabullenmeyi reddetme azmi bence bunların en önde gelenlerinden biri. Kabullendiğin an bil ki o savaş daha başlamadan kaybedildi! Kimsenin seninle uğraşmasına gerek bile yok artık çünkü beyaz bayrak senin elinde ve oyunun galibi çoktan ilan edildi!
Oysa hayallerini para sayar gibi tek tek teslim etmezsen eğer değer bilmez ellere… Çıkmaz sokakta olduğuna inanıp çıkış yolu aramaktan vazgeçmezsen eğer… Ancak o zaman keşfedeceksin belki de inanmayan gözlerle, bir sonraki dönemeçte seni ne eşsiz bir manzara bekler!
