Geçenlerde, hiç tanımadığım birine cesaretimi toplayıp gerçeği söyledim. İçimden bir ses çabamın boşuna olduğunu söylüyordu. Bir diğer iç sesim “istediğin kadar çabala, seni dinlemeyecek, sözlerinin doğru olduğuna inanmayacak” diye müstehzi bir gülümsemeyle yaptığıma burun kıvırıyordu. Rasyonel aklım “hiç bulaşma, sonucunu biliyorsun. Malum, daha önce de denemiştin” diyordu. Ama hatırladım ki “vicdanımadır hesabım”, o yüzden gerçeği dilim döndüğünce anlatıverdim.
Konu Türkiye’den yurtdışına göç etmekle ilgiliydi. Mesele hassastı yani anlayacağın. Hele bizimki gibi tepeden bakıp akıl vermeyi çok seven ama eleştiri kaldıramayan ve içine sindirerek öğüt alamayan insanların memleketinde iyice alengirli bir işti. “Sen ne zamandır oradasın, bilirsin, bi’ yardım et” kıvamından “Karı atmış kendini oraya, kurtarmış hayatını. Bize gelince el uzatacağına lagaluga!” noktasına kaymak an meselesi olabilirdi.
Sorarım kendime: Hayaller hayatı güzelleştirmeye mi yarar? Gerçek hayattan kaçmaya mı? Yapabileceklerimiz yapabileceğimize yürekten inandıklarımız kadar mıdır? İnanmak ve azmedip oldurmak arasında nasıl bir ilişki vardır? Peki, hayallerin doğasında ne kadar gerçek tohumu vardır? Mesela hayalimiz maraton koşmaksa ama içimizden bir sabah bile erken kalkıp idman yapmak gelmiyorsa bedenin gerçekleriyle zihnin hayalleri arasında bağ kurmak olası mıdır? O bağ olmadan bir hayali yoktan var etmek, gerçeğe dönüştürmek mümkün müdür peki?
Hayal dedin mi aklıma sihir geliyor benim. Bir şeyi aşkla istemek ve ona doğru bıkıp usanmadan, düşe kalka da olsa yürümek geliyor. Sabah onu hatırlayarak yataktan hevesle kalkmak, gece onu düşünerek uykuya dalmak geliyor. Çok istemek, çok çabalamak, adeta onun için yaşamak geliyor. Ama herkesin hayali kendine değil mi? Herkesin hayali başka… Kiminin hayal bile edemediği bir diğerinin hayatının sıkıcı bir gerçeği. Ve iyi ki hayaller, tavus kuşunun tüyleri gibi çeşit çeşit, tane tane, bir sürü… Birimizin hayali, hepimizin hayatını güzelleştirmeye yetiyor çünkü bazen.
Öte yandan hayal kırıklıkları cam kırıkları gibi, kimimizi daha derin kesip daha çok kanını akıtsa da sonuçta bir şekilde benzeşen deneyimlerle canımızı yakabiliyor. Öyleyse, birbirimize destek olmak için çaba sarf etmek, biri yardım isteyince genel geçer doğrular yerine sahici bir çabayla birbirimizin derdine eğilmek bir ihtimal olamaz mıydı? Belli ki olamazmış! Söylediğin halen, karşındakinin inanmaya hazır olduğu kadarmış!
