Site icon İçimde Kalacağına

“orospu mantısı”

Bu ifadeyi ilk duyduğumda kıpkırmızı kesildiğimi hatırlıyorum. Küçücük bir kızdım, “orospu”nun çok ayıp ve söylenmemesi gereken bir laf olduğunu duymuştum. Utançtan gözlerimi süslü terlikli komşu teyzelerin tombul ayak bileklerinden yukarıya kaldıramadığımı dün gibi anımsıyorum.

Onlar, annem çalıştığından pek şahit olmadığım “gün” denen o nezih ortamda bu lafı tekrarlayıp her tekrarda daha coşkulu kahkahalar attıkça orada olanlar ve olmayanlar adına yerin dibine geçtiğimi hatırlıyorum. Anlamıyordum: Neye gülüyorlardı, bu lafta gülünecek ne vardı ki? Hem de bu kadar uzatarak ve kıkırdayarak gülünecek!

Güvendiğim bir yetişkine o gün değil ama aylar sonra cesaretimi toplayınca, usulca sormuştum: “Neden öyle diyorlar o mantıya?”

Kısa sürede ve kolayca yapılan bir mantı olduğu için öyle deniyormuş. Anlamamıştım, hoş hala da anlamayı reddediyorum ya! “Nasıl yani kısa sürede ve kolayca yapılmasının ne zararı var ki?” Hele tadı da güzelse ne ala diye mantık yürütmüştüm içimden saf saf!

Bütün gün sokaklarda “sürten” “orospuluk” eden bir ev kadını, kocası eve gelmeden son çeyrekte koştura koştura eve varıp akşam yemeğine bu mantıyı yetiştirdiği ve böylece durumu kocasına çaktırmadığı içinmiş bu isim!

Pes! Yemek yemek değil, kadının hemcinsine yaptığı kategorik aşağılamanın ansiklopedik tanım başlığı!

Kadınların maddi kazanç getiren bir işte çalışsın ya da çalışmasın gününün bir kısmını kendine ayırması asla kabul edilemez, saygı gösterilemez bir seçim ne de olsa! Bencilliğin dik alası!

Öyle ya, yeri bir kere daha silmek ya da turşu kurmak, örgü örmek gibi hanım hanımcık vazifeler icra etmek varken birkaç dost yüzü görmek, iki lafın belini kırmak veya hoşa giden başka bir şekilde günün bir kısmını değerlendirmek de ne demek!

Öyle ya, aynı “Kendine ait bir oda” gibi “kendine ait bir zaman” da özgürleştiren, kadın kısmını kendi yapabilen “tehlikeli” saatler anlamına geliyor bazılarına göre!

 

Tehlike Çanları!

Ya yumuşak başlı ev kızları, uysal ev hanımları bu tekinsiz saatlerde “uyanıp” zincirlerini kırar, bireyselliğini ilan ederse, maazallah! Evlerden uzak, dağlara taşlara! O kızların ana babaları ya da o kadınların kocaları ne yapar sonra, di mi, ya?

İyi de bunun diğer kadınlara zararı ne? Durup düşünsek bir kere? Ne zararı var, neye, kime, neye göre?

“Kötü kadın” etini satmak zorunda kalan kadın mı yoksa zevk için başka kadını diline dolayan mı? Bu temel sorunun net cevabını vereli çok oldu. Normal bellediğimiz, içselleştirdiğimiz dildeki zehri kurutmak için bilinçli bir çaba göstermeye başlayalı da…

İyi yemek yaptığımı söylerler! Oysa çocukluğumun tatlarını özleyip iş başa düştüğünden günün en az yarısını adadığım ender zamanlar hariç yaptığım hemen her yemek ya “yalancı” ya da “orospu” sınıfına giriyor.

Niye? Çünkü ömür mutfakta geçirilemeyecek kadar kısa! Ellerimiz sadece soğan kesmekten çok daha fazlasını öğrenebilecek kadar ehil! Sokaklar erkeklere bırakılamayacak kadar güzel!

“Orospu mantısı” lafına kıkırdama ayrıcalığını kötü lafın sahiplerine bıraktım çıktım. İstediğimi istediğim zaman pişirme, istediğim sokakta istediğim zaman yürüme hakkıma odaklanıyorum. Mide dediğin kuyu malum, günde üç kez kapağı ardına kadar açılan. Bazen hazır mantı yapıyorum, bazen iki yumurta kırıyorum. Bildiğim gibi yaşamanın haklı gururunu yaşıyorum. Bunun da tadı başka, denememişlere hararetle tavsiye ediyorum.

Exit mobile version