Zamanın kalbi, dönen saniye kolunun ritmiyle atıyor karşıdaki duvar saatinde. Uzun zaman aradan sonra da olsa sesini nihayet bize duyurabilmenin mutluluğu var saatçiğin içinde. Elektrikler gitti, ekranlar sustu, gürültü durdu. Ve sakinleşen evde sessizliğin sesi sonsuzluğa uzanıyor, nota olmadan yazılan bir melodinin sonsuz ihtimalleri gibi… Ama olasılıklar telaşsız… Hepsi tatlı bir huzur denizinde, her şeyin olacağına varacağını bilmenin kabulüyle yüzmekte…
Güneş batmadı daha… Duvar saati, kedi bey ve ben üzerimize aniden dökülen tatlı bir sükûnetle gün ışığının içilebilir olduğunu anımsıyoruz, yeniden. Nefesimiz yumuşuyor, hareketlerimiz yavaşlıyor… Bu bir başınalıkta zihin daha dingin, gün uzun, yaşam derin…
Hep kaçırmaktan korkup kovalarken kaybettiğim an, bir bakıyorum gelip yanıma bağdaş kurmuş, gülümsüyor. Gözlerimin içine bakar, bakışlarıyla adeta “gözlerim yollarda kaldı” derken beni yargılamadığını biliyorum. Her şeyin bir zamanı olduğunu o da biliyor. Buluşmamızdan duyduğu sevinç oturduğu yerden dalga dalga gelerek vücudumu sarmalıyor.

Taşlar ve kablolar
Oturduğum tek katlı küçük evin dış duvarlarını kaplayan taşlarını seviyorum. Ama çanak antenden, kablolardan ve hava dalgalarından bıkmışım meğer, şimdi anlıyorum. Doğa ananın üstümüze attığı dev bir şal gibi kar. Dört bir yanımızı sardı, kafamızı çıkarabiliyoruz evden sadece. Tembel bir kaplumbağa gibi bir çıkarıyoruz, bir geri sokuyoruz.
Ne arabalar yola çıkabiliyor ne yürüyerek bir yere ulaşılabilmek mümkün oluyor. Medeniyetimiz boyunun ölçüsünü alıyor sadece dize kadar gelen karla… Binlerce insanı etkileyen ani bir kar fırtınasıyla… Yaklaşık yarım milyon insan elektrikle çalışan ocakları, ısıtıcıları, televizyonları, cep telefonları, bilgisayarları ve can sıkıntılarıyla elektrik yokken nasıl yaşadıklarını hatırlamaya çalışıyor.
Bense küçük evimden küçük bahçeme çıkıp karın üstünde boylu boyunca uzanıyorum. An da benimle. Temiz kar ve giderek parlayan güneşle birlikte, dördümüz ıssız sessizlikte el ele duruyoruz bir süre…
Bizi unutma
Yeniden kavuştuğumuza sevinmiş gibiler. “Bizi unutma” der gibiler. “Gerçek olan bu” diye tembihler gibiler. Sahte tatlardan, yapma esanslardan, kof insanlardan, anlamsız bir araba laftan sonra şifa gibiler…
Yerde yeterince hareketsiz dursam topraktan yorganın altında uyuyan tohumların mışıl mışıl uyurken alıp verdiği nefesleri duyabileceğim gibi geliyor. Sanki yeterince sabırla beklesem, arı pırpırlarının minik rüzgarındaki bal kokusunu tadabileceğim. Karıncaların fısıltılarındaki sırra erişebileceğim. Önce karların sonra kelebeklerin özgür ülkesi olabileceğim.
İnsanın gündüzleri bulutları, geceleri yıldızları seyrettiği zaman nasıl bir zamandı diye merak etmeden duramıyorum. Ekranlardan yayılan vızıltıdansa doğanın yaratıcı deviniminden çıkan seslere kulak verdikçe sanki iyileşiyorum. Elektrikler gidince anın yürek atışlarının benimkilerle birlikte durulmasına bayılıyorum! Artık yanımdan ayrılmayan ana şükranla sarılıyorum.