Geçen sene bu zamanlardı. Çocukluğumun huzurlu bahçesinde, kuytu bir köşesinde hala yaşayan limon ağacı aklıma düşmüştü. İnanmazsın, aklıma düştüğü yetmemiş gibi bir de karşıma dikilivermişti. Gittiğim yapı mağazasında, indirimdeki fidanların arasına sıkışmış kocaman bir saksıda belirivermişti…
Bazı insan yaşatamayacağından korktuğu için çiçek almaz, alamaz ya! Aynı o hesap, ben de fidan almayı aklına bile getiremeyenlerdenim. Daha doğrusu öyleydim diyelim. O gün bir cesaret kucaklayıp getirmiştim onu eve. Ne dersin, ilk bakışta aşk işte!
Plan, ona kısa bir süre balkonda bakmak sonra da uygun bir toprak parçası bulup onu dikmekti. Ama öyle alıştı ki gözüm gönlüm ona, bir türlü elim gitmedi dikmeye. Bahar esti geçti. Yaz geldi gitti. Sonbahar bile göz açıp kapayıncaya uçtu bitti. Dikemedim. Donlar başlayınca limon saksısı da yanım sıra balkondan oturma odasına geçti.
O kış, mutlu mesut yaşadık dört duvar arasında. Bazı yağmurlu tatil günlerinde aynı anda içimiz geçti. Gün geldi, avucumdaki sıcak çikolatanın kokusu onu da gülümsetti. Ani gün batımları ikimize de iç çektirdi.
Aydınlığın bize hiç yüz vermediği aylarda, yaşatabilir miyim bilemediğim o limon fidanı, bana tamı tamına üç tane beyaz çiçek hediye etti. Ruhumu öpmek için uzanmış dudaklar gibiydi çiçekleri. Kokusu, mis gibi; çocukluğumun ender, korunaklı bir anı gibi…
Sonrası malum, yine günler günleri kovaladı. Mart gelince de kediler kedileri, derken… Don zamanı geçti. Toprak yumuşadı, ısındı. Limonun toprağa kavuşma vakti yine geldi. Bu sefer ne oldu dersin? Limon saksıdan çıkıp toprağa yerleşti mi? Yoksa yazı balkonda yanımda geçirip kış başlayınca benimle içeriye çekildi mi?
Bu kış da oturma odasında birlikteyiz. Bu sene ona daha çok yer ayırmak için kitaplığımı taşıdım. Ne yapsa beğenirsin? O da teşekkür etmek için hatırıma açtığı çiçekleri çoğalttı.
Bu satırları başım parkede, gözüm limon çiçeklerinde, burnum cennetteyken onun dizinin dibinde yazıyorum. Bahar yine gelirse ki ihtimal bu ya, gelir. Biz o günleri görürsek ki kim bilebilir… Bu sene nihayet onu ait olduğu yere, toprağa emanet edebilir miyim? Ne yalan söyleyeyim, emin değilim!
