İçimde Kalacağına

gökkuşağı güzeldir!

Düşünsene, bir pipiyle doğmuşşun ama küçücük yaşına rağmen o hiç de sana aitmiş gibi hissetmiyorsun. Kalbinin içinde, çok derinlerde bir yerde biliyorsun ki kendi bedeninle ilgili sana iyi gelmeyen, içine sinmeyen bir şeyler var. Ne olduğunu bilmiyorsun, nasıl tarif edeceğini bilmiyorsun, çözümü var mı bilmiyorsun, senin gibi hisseden başka insanlar var mı bilmiyorsun ama bunu dev bir varoluşsal sorun olarak her anında yaşıyorsun…

Ya da biraz büyüdün artık. Bebekler nereden gelir konuları merak edilmeye, kıkırdayarak fısıldaşılmaya başladı yavaştan. Aygül, Veli’den gözlerini alamıyor, hep onun etrafında olmak istiyor. Ona yakınken karnındaki bütün kelebekler aynı anda uçuşuyor. Veli de Aygül’e karşı boş değil. O da nedenini anlamasa da kızı görünce kendini iyi hissediyor. Saçlarını düzeltiyor, sırtını dikleştiriyor, omuzları kendiliğinden gevşiyor, sanki havaya taze kurabiye kokuları yayılıyor. Senin içinden geçenlerse senden ve bedeninden beklenenlere uymuyor.

Yalnız hissediyorsun, kafan karışık ve mutsuzsun…

Dışarıda uzun süre önce kurulmuş kızlı erkekli bir düzen var. Şüphesiz kendince bir yığın arızası olan bir toplumsal sistem bu. Ama “doğru” “normal” “iyi” “kabul edilebilir” olanlar bu bu bu diye dikte ettirmiş zamanında ve her boş anında bunları toplumun kafasına itinayla kakmaya devam ediyor. Buna göre iki cinsiyet var. Hayat pantolon giyene güzel. Etek giymesi beklenense yatakta hep daha az zevk alsa, aynı işi yapıp daha az para alsa ya da daha çok ev işi yapsa da bunlarda hiç sorun yok! Niye sorun olsun ki! Anlamıyor eril zeka?

Dünya düzeni ataerkil bir şekilde kurulmuş ve kağıtlar ona göre dağıtılmış. Her tür hiyerarşinin tepesinde elinde asası, başında tacıyla baldırı çıplak, düzen koruyucu erkek var. Bir de işte kadınlar. Arkalardaki yerini, adaletsiz sistemin getirdiklerini içselleştirsin, fazla konuşmasın, fazla öğrenmesin, fazla direnmesin istenen kadınlar…

O kadar kolay sandık, öyle mi? Hayır, durum hiç de öyle değil! Bu yeryüzünde her renk var. Her renk ayrı güzel. Ve o renklerin varlığı sayesinde güzel dünya.

Daha minicikken pipisiyle nedenini bilmeden kavgaya tutuşan. Başka kızlar oğlanlara göz süzerken içi sessizce kız arkadaşı için çarpan. Şu ya da bu nedenle, bedeniyle, cinselliğiyle ilgili kafası karışık olan. Bu nedenle kendisiyle barışamayan, ruhunu anlayamayan, huzur bulamayan. Ya da tüm bu aşamaları atlatmış ve sadece olduğu gibi, hissettiği gibi yaşamak isteyen ama buna izin verilmeyen, bunu hak ettiği düşünülmeyen, horlanan, dışlanan, aşağılanan… O kadar çok insan, o kadar renk var ki aramızda, bazısı rengini göstermeye korkusundan solgun tonlarda somurtan. 

Ve bu öyle iddia edildiği gibi farklı toplumsal cinsel kimlikleri içeren üç beş film izledi diye şappadanak olmuyor. Başımıza ne gelirse geleneklere uygun davranmayan batılı ünlülerden de gelmiyor. Heteroseksüel bir kadının bile hayatında birçok zorluk varken. Zaten yaşamanın kendisi bile zaman zaman başlı başına bir yükken. Kimse “a bugün de bunu deneyeyim, bakalım nasıl oluyormuş” diye LGBTİ+ olmuyor.

Söylenecek çok şey var da burada asıl mesele söylemekte değil dinlemekte. Dinlerken de gerçekten kulağını, aklını açıp anlatılana anlam vermekte. Cinsellik çetrefilli bir konu. Tek bir doğrusu yok. Herkesin doğrusu bir değil. Başkasının cinsel kimliğine karışma hakkını kendimizde görmeden önce de zor, başkalarının hayatını nasıl yaşayacağına burnumuzu sokmayı haddimiz bilmeden önce de! 

Buradaki asıl konu “normal”in tasdikleyip onayladığı kalıpların dışında kalan herkese nasıl yaklaştığımız. Alışık olmadığımız için korkarak onlardan uzak mı duruyoruz? Düzen diyorsa bir bildiği vardır deyip kafadan “ret” mi basıyoruz? Ne yapıyoruz? Ve bunu niye yapıyoruz?

Gökkuşağı güzeldir! Renklere saygı!

Exit mobile version