Hızlı hızlı yürüyordun, gri gün siyah bir geceye dönüşürken aceleyle. Sokaklar ıssızlaşıyorken ve kıl gibi sinsi yağmur, tanelerini giderek daha çok doldurup ardı ardına yollarken üstüne, koşarcasına yürüyordun. Sevmediğin bir muhitti, pek güvende hissetmediğin bir yerdi. Buralarda bir kadın olmak, aniden bir apartman kuytusuna çekilebilme ihtimaliydi.
Gölgelerin dost olmadığını bilerek, az ilerde bir kapının sertçe kapanmasından bile ürkerek yürüyordun, bacaklarının gücü yettiğince sık adımlarla. “Ha geldim, ha geliyorum” derken nefes nefese kalmıştın. Soğuk Şubat akşamına rağmen ter içindeydi sırtın. Yavaşlamadan atkını çekiştirip yakanı aralamaya çalıştın. Boğazına yükselme derdindeki panik duygusunu yutkunma çabasındaydın. Böyle böyle belki bin, belki yüz bin adım gittin. Neyse ki kalabalık caddeye ulaşan dönemece yaklaştığını fark ettin.
Yüzünde, yüreğinde derin bir ferahlamayla sessiz bir “ohh” çektin. Yavaşladın, rahatlamaya başlayarak etrafına bakındın. Cadde tenha mı kalabalık mı, kadın erkek yürüyenler var mı? Vapur saati ne zamandı, saat kaçtı? Tam o sırada farkında olmadan altı su dolu bir parke taşına bastın ve üstüne sıçrayan pis suyla eteğinden donuna kadar ıslandın. Sinirlendin, kendine ayrı belediyeye ayrı! Islak kıyafetlerinden dolayı üşümeye başladın.
Eve kadar ne bacaklarını ne aklında dolananları ısıtabildin. Kapıdan girer girmez soyunup dökünerek sıcak suyun altına attın kendini. Bir kere yetmedi, bir daha, bir daha sabunlandın. Temiz bir havluya sarındın, bir de üstüne battaniye alıp tüm üstünden çıkanları makineye attın. Saatlerdir tuttuğun nefesi saldın, biraz rahatladın.
Oturdun bir köşeye ve biraz kafanı dağıtmak için düşünmeye başladın: Bu anıyı zihninden temizlemek bedenini ve giysileri eve gelince yıkayıp paklamak kadar kolay olsaydı keşke dedin kendine. Gömlek yakasını sabun sürterek lekeden temizlemek gibi, eklemlerin acıyana kadar uğraşsaydın, yeter ki bu akşam kafana bulaşan tedirginliği hiç yanına gelmemişçesine yok edebilseydin!
Sonra sordun kendine: Hafıza için kuru temizleme dükkanı açılsaydı eğer ilk hangi anını temizlemeye verirdin? Seni sen yapan anılardan biri o ise o yok olduğunda sen ne kadar kendin kalabilirdin? Hiç kirlenmemek mi kirlendiğini bilmemek mi isterdin? Çamura bulanmış ya da teni gıcır gıcır olana dek yıkanmış, huzur içinde ya da alabildiğine kaygılanmış, her iki halinle de sen sen değil misin?
